MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 17.07.1002 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali tescil olmadığı takdirde alacak istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; alacak davasının kabulüne dair verilen 10.06.2008 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
_K A R A R_
Davacı, 105 parsel numaralı taşınmazın, davalı tarafından imzalanan protokol ile kendisine devredilmesinin kararlaştırdığını belirterek taşınmazın adına tescilini istemiştir. Dava devam ederken dava konusu taşınmaz cebri icra yoluyla satıldığından, davacı HUMK'nun 186. maddesi hükmü gereğince seçimlik hakkınını kullanarak dava konusu taşınmazın icra yoluyla satış tarihindeki değerinin tahsilini istemiştir.
Davalı, davacının protokol ile kararlaştırılan edimlerini yerine getirmediğini belirterek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, taşınmaz mülkiyetinin kazanılabilmesi için satışın resmi şekilde yapılması gerektiği, davacının dayandığı protokolün taşınmaz mülkiyetini nakledici nitelikte olmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı temyiz etmiştir.
Mahkemece 01.02.2005 tarihinde verilen karar dairemizce; "mahkemenin isticvap yolu il davacıya davasını ve iddianın dayandığı bütün vakıalar ile hukuki sebeplerin özetini açıklattırması, alınacak bilgilere göre, nitelendirme yaparak önüne getirilen olaya uygulanacak yasa hükümlerini bulup çözmesi gerekir" gerekçesi ile bozulmuştur.
Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda davacının alacak isteminin kabulü ile 81.285 YTL nin cebri satış tarihi olan 17.06.2005 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Hükmü, davalı vekili temyiz etmiştir.
1-Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve dosya içeriğine göre davalı vekilinin diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.
2-İnançlı işlemler, inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere mal varlığı kapsamındaki bir şey veya hakkını, inanılana devretmesi ve inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını, amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren işlemlerdir.
İnançlı bir işlem ile inanan, sahibi olduğu bir mülkiyet veya alacak hakkını inanılana kazandırıcı bir işlemle devretmekte ancak borçlandırıcı bir sözleşme ile de onu bazı yükümlülükler altına sokmaktadır.
İnançlı işlemin taraflarını, inanan ve inanılan oluşturur. Bir hakkı ya da nesneyi, güvendiği bir kişiye inançlı olarak devreden kimseye “inanan” adı verilir. Devredilen hak veya nesneyi, kendisine ait bir hak olarak kendi yararına, doğrudan doğruya ve dolaylı olarak kullanan kişiye de “inanılan” denir. İnananın, inanılana inançlı olarak kazandırdığı hak ya da nesne ise “inanç konusu şey” olarak nitelenir. İnançlı bir işlemde, kazandırıcı işlemin tarafları ile borç doğuran anlaşmanın tarafları aynıdır.
İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği üçüncü kişiye) devretmeyi yüklenmektedir. İnançlı işlem, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir.
İnanç sözleşmesi, 5.2.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak, yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır.
Somut olayda, inanç sözleşmesi davacı tarafından yazılı delille kanıtlandığından, davacının alacak isteminin hüküm altına alınması gerekir. Ancak dosya içerisindeki ... İcra Müdürlüğünün 2000/2093 E sayılı dosyası incelendiğinde dava konusu taşınmazın cebri satış sonucu 23.500,00 TL bedel ile satıldığı anlaşılmaktadır. Davacı, sebepsiz zenginleşme hükümleri gereğince ancak bu bedelin tahsilini isteyebileceğinden mahkemece bu bedelin hüküm altına alınması gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, bu sebeple hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ:Yukarıda (1) numaralı bentte yazılı nedenle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bentte yazılı nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 21.11.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy