(818 S. K. m. 125) (4721 S. K. m. 2)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 15.2.2010 gününde verilen dilekçeyle tapu iptali, tescil veya tazminat istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 19.10.2010 tarihli hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Dava, satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil, mümkün olmazsa sözleşme bedeli 2.500.000.000 liranın ödeme tarihinden faiziyle tahsili istemine ilişkindir.
Davalı vekili, zamanaşımı itirazında bulunmuş ayrıca sözleşmenin ifa olanağının bulunmadığını savunmuştur.
Mahkemece, elbirliği ortaklığına dayalı sözleşmenin ifa olanağı bulunmadığı ve 10 yıllık zamanaşımının dolduğu gerekçesiyle dava reddedilmiştir.
Hükmü, davacı vekili temyiz etmiştir.
Satış vaadi sözleşmesinden doğan davalar için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden B.K.nun 125. maddesi hükmü gereğince on yıllık zamanaşımı süresi uygulanır ve bu süre sözleşmenin ifa olanağının doğmasıyla işlemeye başlar. Satışı vaat edilen taşınmaz vaat alacaklısına teslim edilmiş ise 10 yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra açılan davalarda zamanaşımı savunması Türk Medeni Kanununun 2 nci maddesinde yer alan dürüst davranma kuralı ile bağdaşmayacağından dinlenemez. Mahkemenin tescil istemini ret gerekçesi olarak gösterdiği bu husus yerinde değildir. Ancak, tapu kayıt örneğinden satış vaadi sözleşmesine konu 38 Sayılı parsel davacının murisi M. T. adına kayıtlıdır. Davalı Ş. B. murisinden hissesine düşecek takribi 961 m²'lik kısmı satmayı vaat etmiştir. M. T.'in davalıdan başka mirasçıları da bulunup 38 Sayılı parselin mülkiyeti elbirliği rejimine tabidir. Elbirliği mülkiyetinde hiçbir ortak için tasarruf edebilecek pay söz konusu değildir. Elbirliği mülkiyetine konu taşınmazda elbirliği ortaklarından birinin, ortaklık dışı bir kişiye satış vaadinde bulunması halinde, sözleşme bir taahhüt muamelesi olarak geçerli olmakla birlikte ortaklık çözülünceye kadar sözleşmenin ifa olanağı yoktur. Mahkemenin mülkiyet aktarımına yönelik davacı istemini reddetmesinde yasaya aykırılık bulunmamaktadır.
Davacı dava dilekçesinde tescilin mümkün olmaması halinde davalıya ödediği miktarın tahsilini istediği halde mahkemece bu istem incelenip değerlendirilmemiş, olumlu ya da olumsuz bir hüküm kurulmamıştır. Karar bu sebeple bozulmalıdır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan sebeplerle temyiz olunan hükmün bozulmasına, peşin yatırılan temyiz harcının istenmesi halinde yatırana iadesine, 15.03.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy