(3194 S. K. m. 18) (2981 S. K. m. 18) (YHGK. 04.12.1996 T. 1996/14-763 E. 1996/864 K.)
Dava ve Karar: Davacı tarafından, davalı aleyhine 30.12.2010 gününde verilen dilekçeyle tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 7.6.2011 tarihli hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı Hazine vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Dava, tapu tahsis belgesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Davacı, dava dilekçesinde; tapuda Hazine adına kayıtlı Antalya, Serik ilçesi, Macar (Gebiz) Köyü, 10 ada 3 parsel sayılı 639 m2 (imar uygulaması sonucu 10 ada 8 parsel numarasını alan 598 m2) yüzölçümündeki taşınmazın 400 m2 kısmı için kendisine tapu tahsis belgesi verildiğini, kalan kısmına da zilyet olduğunu, Hazine'ye ecrimisil ödediğini belirterek tapu kaydının iptaliyle adına tescilini istemiştir.
Davalı Hazine, tapu tahsis belgesinin ıslah imar planı veya kadastro planları yapıldıktan sonra hak sahiplerine verilecek tapuya esas teşkil edeceğini, bu aşamada davacıya verilen tahsis belgesinin kendisine mülkiyet hakkı kazandırmayacağını, davanın hukuki dayanağı bulunmadığını, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüne, karar verilmiştir.
Hükmü, davalı Hazine vekili temyiz etmiştir.
Mahkemece, her ne kadar davaya konu taşınmazın davacı adına tahsis edildiği, bedelinin davacı tarafından ödendiği, davacının davaya konu taşınmazda 30-35 yıldır zilyet olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, davaya konu 10 ada 8 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptaliyle davacı adına tesciline karar verilmiş ise de mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya yeterli değildir. Çünkü;
Yargıtay H.G.K.nun 4.12.1996 tarihli ve 1996/14-763-864 Sayılı kararında da belirtildiği gibi, tapu tahsis belgesi bir mülkiyet belgesi olmayıp yalnızca fiili kullanmayı belirleyen ve ilgilisine kişisel hak sağlayan bir zilyetlik belgesidir. Tapu tahsis belgesinin varlığı tahsis edilen yerin adına tahsis yapılan kişi veya mirasçıları adına tescili için yeterli değildir. Tahsis kapsamındaki yerin hak sahibi adına tescil edilebilmesi için;
- Hukuki yönden geçerliliğini koruyan bir tapu tahsis belgesinin bulunması,
- Tahsise konu yerde 3194 Sayılı Kanunun 18. maddesi uyarınca imar planı veya 3290 Sayılı yasayla değişik 2981 Sayılı yasa uyarınca ıslah-imar planlarının yapılmış olması,
- İlgilisine, tapu tahsis belgesi gereğince bir başka yerden tahsis yapılmamış olması,
- Tahsise konu yerin kamu hizmetine ayrılmamış ve imar planına göre konut alanında kalmış olması,
- Tahsise konu yer ile tescili istenilen taşınmazın aynı yer olup olmadığı ve taşınmazın niteliklerinin belirlenmesi amacıyla mahallinde uzman bilirkişiler aracılığıyla keşif yapılması,
- Tahsise konu arsa bedelinin ödenmiş olması, ödenmemiş ise taşınmazın dava tarihindeki rayiç değerinin uzman bilirkişiler aracılığıyla saptanarak hükümden önce mahkeme veznesine veya belirlenecek tevdi mahalline depo edilmiş olması.
- İmar parsellerinin oluşturulması sırasında, şuyulandırmaya tabi tutulan parselden 3290 Sayılı yasayla değişik 2981 Sayılı Kanunun 18/b-c maddesi uyarınca düzenleme ortaklık payı kesilip kesilmediğinin, kesilmiş ise uygulanan oranın saptanması gerekir,
- Mahkemece, yukarda belirtilen koşullar doğrultusunda yapılacak inceleme sonucunda, tescil isteğinin kabulü için yasal koşulların oluştuğu kabul edildiği takdirde, 3290 Sayılı yasayla değişik 2981 Sayılı Kanunun 10/C-2 maddesi gereğince tahsise konu yerde uygulanan düzenleme ortaklık payının (dop) davacıyı da bağlayıcı nitelikte olduğu dikkate alınarak tahsis miktarından bu oranda yapılacak indirimden sonra kalan miktarın tesciline karar verilmelidir.
Bu ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında;
Davacıya Hazine arazisi üzerinde bulunan gecekondusu ve ekleri sebebiyle bir tapu tahsis belgesi verilmiş ve tahsise konu yer arsa vasfında müstakil bir parsel haline gelmiştir. Ayrıca, arsa niteliğindeki bu parselin tapu kaydına üzerindeki evlerin davacıya ait olduğuna dair şerh de verilmiştir. Ancak, mahkemece tapu tahsis belgesine dayalı tapu iptali ve tescil davalarında uygulanması gereken Dairemizin yukarda belirtilen ilkeleri doğrultusunda gerekli araştırma ve incelemelerin yapılmadığı görülmüştür.
Yukarıda açıklandığı üzere, davacıya tahsisi yapılan yerin hak sahibi adına tescil edilebilmesi için; öncelikle tapu tahsis belgesi verilmesine dair işlem dosyası tahsis kararı veren idareden getirtilmeli, tahsise konu arsa bedeli ödenmiş olmalı, ödenmemiş ise taşınmazın dava tarihindeki rayiç değerinin uzman bilirkişiler aracılığıyla saptanarak hükümden önce mahkeme veznesine veya belirlenecek tevdi mahalline depo ettirilmeli, bölgede ıslah imar uygulaması yapılmış ise, imar parsellerinin oluşturulması sırasında şuyulandırmaya tabi tutulan parselden 3290 Sayılı Yasayla değişik 2981 Sayılı Kanunun 18/b-c maddesi uyarınca düzenleme ortaklık payı (dop) kesilip kesilmediği araştırılmalı, kesilmiş ise uygulanan oran saptanmalıdır.
Mahkemece, yapılacak inceleme sonucunda, tescil isteğinin kabulü için yukarda belirtilen koşulların oluştuğu kabul edildiği takdirde, tahsise konu yerde uygulanan oranda düzenleme ortaklık payının tahsis miktarından indiriminden sonra kalan miktarın davaya konu 10 ada 8 Sayılı parselin yüzölçümüne oranlanarak davacı adına paylı mülkiyet şeklinde tesciline karar verilmelidir.
Diğer taraftan, davacı davaya konu taşınmazın kendisine tahsis olunan yer dışında kalan kesiminin de zilyetliğe dayanarak adına tescilini istemiştir. Mahkemece de bu yönde hüküm kurulmuş olup bu konuda yapılan araştırma ve inceleme de yeterli bulunmamaktadır. Tescili istenen davaya konu parselin tapu kaydında taşınmaz üzerinde davacı dışındaki başka şahısların evlerinin de bulunduğuna dair şerh mevcuttur. Ayrıca, davacıya tapu tahsis belgesinin verildiği 23.9.1988 tarihi itibariyle davaya konu taşınmaz tapuda davalı Hazine adına kayıtlıdır. Bilindiği üzere tapulu taşınmazların kural olarak zilyetlikle kazanılması mümkün değildir. Mahallinde 24.3.2011 tarihinde yapılan keşifte davacı tanıkları davacının söz konusu taşınmazda 20 yıldır, 35 yıldır zilyet olduğunu belirtmiş iseler de mahkemece 20-35 yıl öncesine gidilerek davaya konu taşınmazın o tarihlerde davalı Hazine adına tapulu olup olmadığı araştırılmamıştır. Bu sebeple eksik incelemeyle davacı yararına kazandırıcı zamanaşımı koşullarının oluşuğu kabul edilerek davacıya tahsis edilen kısmın dışında kalan yerin de zilyetlikten davacı adına tesciline karar verilmesi doğru görülmemiş, belirtilen sebeplerle kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarda açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, temyiz harcının istenmesi halinde iadesine, 19.12.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy