(818 S. K. m. 22, 213) (4721 S. K. m. 701, 706) (3194 S. K. m. 18)
Dava: Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 3.2.2009 gününde verilen dilekçeyle tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine bozmaya uyularak yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 1.12.2010 tarihli hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Dava, satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece dava dilekçesinin görev yönünden reddine dair verilen karar Dairemizin 12.11.2009 tarihli kararı ile bozulmuş, mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiştir. Hükmü, davacılar temyiz etmiştir.
Kaynağını Borçlar Kanunu'nun 22. maddesinden alan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, Borçlar Kanunu'nun 213. maddesiyle Türk Medeni Kanununun 706. ve Noterlik Kanununun 89. maddesi hükümleri uyarınca noter önünde re'sen düzenlenmesi gereken, bir başka anlatımla geçerliliği resmi şekil şartına bağlı kılınan, tam iki tarafa borç yükleyen ve kişisel hak sağlayan sözleşme türüdür. Vaat alacaklısı, taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ile mülkiyet devir borcu yüklenen satıcıdan edim yerine getirilmediğinde Türk Medeni Kanununun 716. maddesi uyarınca açacağı tapu iptali ve tescil davasında borcun hükmen yerine getirilmesini isteyebilir.
Satış vaadi sözleşmesinden kaynaklanan davaların kabulüne karar verebilmek için sözleşmenin ifa olanağı bulunmalıdır. Elbirliği mülkiyetine (T.M.K.m. 701) konu bir taşınmazda elbirliği (iştirak halinde) ortaklarından birinin, ortaklık dışı bir kişiye satım vaadinde bulunması halinde, sözleşme bir taahhüt muamelesi olarak geçerli olmakla birlikte elbirliği ortaklığı çözülünceye kadar sözleşmenin ifa olanağının varlığından söz edilemez. Bu durum, satışı vaat edilen taşınmazın tapusunda temliki tasarrufu engelleyen bir kaydın bulunması veya 3194 Sayılı İmar Kanununun 18/son maddesi hükmüne aykırı şekilde taşınmaz satışı vaat edilmesi ya da vaade konu taşınmazın bir başka mahkemede mülkiyet uyuşmazlığına konu olması halinde de geçerlidir.
Somut olaya gelince;
Davacılar, murisleri N. K. ile, davalı N. G. arasında 16.2.2000 tarihinde düzenlenen taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ile davalının 269 ada 14 numaralı parseldeki payını satın aldığını belirterek adlarına tescil isteğinde bulunmuşlardır. Mahkemece taşınmazın elbirliği mülkiyeti hükümlerine tabi olup bireysel tasarrufun geçersiz olduğu belirtilerek davanın reddine karar verilmiştir.
Dava konusu 269 ada 14 numaralı parsel F. K. adına tapuda kayıtlıdır. Taşınmazın sahibi F. K.'un 1986 tarihinde ölümü ile mirası satış vaadi borçlusu davalı N. G., satış vaadi alacaklısı N. mirasçıları olan davacılar ve diğer mirasçılarına intikal etmiştir. Bir başka anlatımla sözleşmenin tarafları, davaya konu taşınmazda elbirliği ortaklarıdır. Elbirliği mülkiyetine (T.M.K.m. 701) konu bir taşınmazda elbirliği (iştirak halinde) ortaklarından birinin, ortaklık dışı bir kişiye satış vaadinde bulunması halinde, sözleşme bir taahhüt muamelesi olarak geçerli olmakla birlikte elbirliği ortaklığı çözülünceye kadar sözleşmenin ifa olanağının varlığından söz edilemez ise de tarafların elbirliği ortağı olması, elbirliği ortakları arasındaki temliki tasarrufların geçerli olması sebebiyle sözleşmenin ifa olanağı vardır.
Belirtilen sebeple mahkemece istem incelenerek diğer koşulların da değerlendirilmesi suretiyle bir hüküm kurulması gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Davacıların temyiz itirazlarının yukarda açıklanan sebeplerle kabulüyle hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istenmesi halinde yatıranlara iadesine, 24.05.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy