(4721 S. K. m. 747)
Dava: Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 8.5.2006 gününde verilen dilekçeyle geçit hakkı istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 28.10.2010 tarihli hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı M. Ş. ve davalı H. T. vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Davacı,107 parsel sayılı taşınmazı yararına, davalılara ait 547,105 ve 106 parsel sayılı taşınmazlar üzerinden geçit hakkı kurulmasını istemiştir.
Davalılar M. Ş. ve H. T. davanın reddini savunmuş, diğer davalılar savunmada bulunmamıştır.
Mahkemece, 107 parsel sayılı taşınmaz yararına, 105, 106 ve 547 parsel sayılı taşınmazlar aleyhine geçit hakkı kurulmasına karar verilmiştir.
Hükmü davalılar M. Ş. ve H. T. vekilleri temyiz etmiştir.
Dava, Türk Medeni Kanununun 747. maddesine dayalı geçit hakkı kurulması istemine ilişkindir.
Ülkemizde arazi düzenlenmesinin sağlıklı bir yapıya kavuşmamış olması ve her taşınmazın yol ihtiyacına cevap verilmemesi geçit davalarının nedenidir. Geçit hakkı verilmesiyle genel yola bağlantısı olmayan veya yolu bulunsa bile bu yol ile ihtiyacı karşılanamayan taşınmazın genel yolla kesintisiz bağlantısı sağlanır. Uygulama ve doktrinde genellikle bunlardan ilkine mutlak geçit ihtiyacı veya geçit yoksunluğu, ikincisine de nispi geçit ihtiyacı ya da geçit yetersizliği denilmektedir.
Geçit hakkı verilmesine dair davalarda, bu hak taşınmaz leh ve aleyhine kurulacağından leh ve aleyhine geçit istenen taşınmaz maliklerinin tamamının davada yer alması zorunludur. Ancak, yararına geçit istenen taşınmaz paylı mülkiyete konu ise dava paydaşlardan biri veya birkaçı tarafından açılabilir.
Türk Medeni Kanununun 747/2 maddesi gereğince geçit isteği, önceki mülkiyet ve yol durumuna göre en uygun komşuya, bu şekilde ihtiyacın karşılanmaması halinde geçit tesisinden en az zarar görecek olana yöneltilmelidir. Zira geçit hakkı taşınmaz mülkiyetini sınırlayan bir irtifak hakkı olmakla birlikte, özünü komşuluk hukukundan alır. Bunun doğal sonucu olarak yol saptanırken komşuluk hukuku ilkeleri gözetilmelidir. Geçit gereksiniminin nedeni, taşınmazın niteliği ile bu gereksinimin nasıl ve hangi araçlarla karşılanacağı davacının sübjektif arzularına göre değil, objektif esaslara uygun olarak belirlenmeli, taşınmaz mülkiyetinin sınırlandırılması konusunda genel bir ilke olan fedakarlığın denkleştirilmesi prensibi dikkatten kaçırılmamalıdır.
Uygun güzergah saptanırken önemle üzerinde durulması gereken diğer bir yön ise, aleyhine geçit kurulan taşınmaz veya taşınmazların kullanım şekli ve bütünlüğünün bozulmamasıdır. Şayet başka türlü geçit tesisi olanaklı değil ise bunun gerekçesi kararda açıkça gösterilmelidir.
Yararına geçit kurulacak taşınmazın tapuda kayıtlı niteliği ve kullanım amacı nazara alınarak özellikle tarım alanlarında, nihayet bir tarım aracının geçeceği genişlikte (emsaline göre 2,5-3 m.) geçit hakkı tesisine karar vermek gerekir. Bu genişliği aşan bir yol verilecekse, gerekçesi kararda dayanaklarıyla birlikte gösterilmelidir.
Saptanan geçit sebebiyle yükümlü taşınmaz malikine ödenmesi gereken bedel taşınmazın niteliği gözetilerek uzman bilirkişiler aracılığıyla objektif kıstaslar esas alınarak belirlenmelidir. Saptanacak bedel de hükümden önce depo ettirilmelidir. Hemen belirtmek gerekir ki, bedelin saptanmasından sonra hüküm tarihine kadar taşınmazın değerinde önemli derecede değişim yaratabilecek uzunca bir süre geçmiş veya bedel tespitinden sonra yörede taşınmazın değerini artıracak değişiklikler meydana gelmiş olabilir. Bu gibi durumlarda mülkiyet hakkı kısıtlanan taşınmaz malikinin mağduriyetine sebep olmamak ve diğer tarafın hakkın kötüye kullanılması sonucunu doğuracak olası davranışlarını önlemek için hüküm tarihine yakın yeni bir değer tespiti yapılmalıdır.
Geçit hakkı, bir taşınmaz yararına diğer taşınmaza yükümlülük getiren haklardan olup Türk Medeni Kanununun 747 ve 748 maddeleri gereğince taşınmazlara bağlı olarak ve çoğu kez süreklilik arz eder şekilde kurulurlar. Bu nedenledir ki yükümleyen ve yükümlenen taşınmazların kütükteki beyanlar hanesine yazılırlar. Bu düzenlenme biçimine göre, geçit hakları taşınmazlara sıkı sıkıya bağlı sınırlı ayni hak niteliğinde olduğundan kurulduğu sıradaki malikleri değişse bile yöntemine uygun bir şekilde kaldırılmadığı sürece varlığını korurlar ve sonraki malikleri içinde yararlanma ve katlanma hak ve yükümlülüğü getirirler. Bu nedenle, geçit ihtiyacı içinde olan parsel malikinin yükümlenen taşınmazın paydaşları arasında yer alması geçit ihtiyacını ortadan kaldırmaz. Ancak, fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesi uyarınca geçit alternatifleri değerlendirilirken geçit ihtiyacı öncelikle yararlanacak taşınmaz malikinin paydaş olduğu davalı taşınmazdan karşılanmalıdır.
Somut olayda; davacıya ait 107 parsel sayılı taşınmazın yola cephesi olmadığından geçit ihtiyacı bulunmaktadır. Yola cephesi olan 104 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydı incelendiğinde davacının bu taşınmazda da 1/6 paya sahip olduğu görülmektedir. Bu sebeple 104 parsel sayılı taşınmaz üzerinden geçit kurulup kurulmayacağı değerlendirilmelidir. Mahkemece eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm tesisi doğru bulunmadığından kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan sebeplerle davalılar M. Ş. ve H. T. vekillerinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, istenmesi halinde peşin yatırılan temyiz harcının yatırana iadesine, 02.06.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy