(4721 S. K. m. 1027)
Dava ve Karar: Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 21.8.2008 gününde verilen dilekçeyle tapu kaydında düzeltim istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 13.11.2008 tarihli hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Davacı, davaya konu 131 ada 26 parsel ve 107 ada 28 parsel sayılı taşınmazlarında B. oğlu M. G. şeklinde yazılan kimlik bilgilerinin A. oğlu B. G. olarak düzeltilmesini istemiştir. Mahkemece, davanın tapu kaydında ismi geçen B. oğlu M. G. mirasçılarına karşı açılması gerektiği belirtilerek husumet yokluğu sebebiyle reddine karar verilmiştir. Hükmü, davacı vekili temyiz etmiştir.
Taşınmazların, kadastro tespiti ya da tapuya tescili sırasında mülkiyet hakkı sahibinin isim, soyisim, baba adı gibi kimlik bilgilerinin kayda eksik ya da hatalı işlenmesi, kayıt düzeltme davalarının kaynağını oluşturur. Bu tür davalarda kimlik bilgileri düzeltilirken, taşınmaz malikinin değişmemesi, diğer bir anlatımla mülkiyet aktarımına sebep olunmaması gerekir.
Tapu Sicil Müdürlüğüne husumet yöneltilerek açılması gereken kayıt düzeltme davalarında, mahkemece sağlıklı bir inceleme yapılmalı, kayıt maliki ile ismi düzeltilecek kişinin aynı kişi olduğu kuşkuya yer vermeyecek şekilde saptanmalıdır. Bu saptama yapılırken de aşağıda açıklanan yöntem izlenmelidir.
1- Düzeltilecek tapu kaydı tüm dayanakları ile birlikte getirtilmelidir.
2- Nüfus Müdürlüğünden, kayıtta geçen kişi ile aynı kimlik bilgilerine sahip bir başka kişinin kaydının bulunup bulunmadığı sorulmalı, kaydı düzeltilecek kişinin nüfus kaydı, tapu ve dayanakları ile bağlantı oluşturacak şekilde incelenmeli, gerekirse kök kayıtlar da istenmelidir.
3- Taşınmazın bulunduğu mahalde kayıt maliki ile aynı ismi taşıyan başka kişi bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır.
4- İstem konusunda tanık dinlenmelidir.
5- Tüm bu araştırmalar sonucu hala kesin bir kanaat oluşmamış ise, tanıklar ve varsa tespit bilirkişileri de taşınmaz başında dinlenerek keşif yapılmalıdır.
Açıklanan bu hususlar çerçevesinde yapılacak inceleme ve araştırma sonucu tapu ve nüfus bilgileri arasında bağlantı ve tutarlılık sağlandığında davanın kabulü yoluna gidilmelidir. Mahkemece yapılan yargılama ve toplanan deliller hüküm vermeye yeterli değildir.
Somut olayda; davaya konu taşınmazların kadastro tutanaklarının edinme sütunu incelendiğinde 1938 tarihli 12 ve 169 tahrir numaralı vergi kayıtlarına istinaden zilyetlikle edinildiği, kadastro tutanaklarının ise 5.11.2002 tarihinde kesinleştiği görülmektedir. 1938 tarihli vergi kaydında belirtilen kişinin, dosyada nüfus kaydı bulunan 1.7.1908 doğumlu 1915 yılında bekar olarak vefat eden Bekir oğlu M. G.'ün olamayacağı hususu üzerinde durulmamıştır.
Bu durumda mahkemece; davaya konu taşınmazların edinilmesine ilişkin 1938 tarihli 12 ve 169 tahrir numaralı vergi kayıtları getirtilmeli, 1.7.1908 doğumlu B. oğlu M. G. ve davacı A. oğlu M. G.'e ait anne baba ve kardeşleri gösterir nüfus kayıt örnekleri nüfus müdürlüğünden istenerek incelenmeli, taşınmaz başında keşif yapılarak tanıklar ve varsa tespit bilirkişileri de taşınmaz başında dinlenmeli, açıklanan bu hususlar çerçevesinde yapılacak inceleme ve araştırma sonucu tapu ve nüfus bilgileri arasında bağlantı ve tutarlılık sağlandığında davanın kabulü yoluna gidilmelidir.
Mülkiyet nakline sebep olunmaması için anılan bu araştırmalar yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve araştırma ile husumet yokluğundan davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bu sebeple hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, 22.06.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy