(4721 S. K. m. 683, 737, 750, 751)
Dava: Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 7.2.2013 gününde verilen dilekçeyle yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 6.4.2014 tarihli hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Dava, komşuluk hukukuna aykırı davranışın giderilmesi istemine ilişkindir.
Davacı, evinin önüne davalı tarafından toprak yığıldığını, evinin bu yüzden görünmez hale geldiğini, hem toprak yığını, hem etraftan gelen sulardan evinin göl haline geldiğini, davalının elatmasının önlenmesini ve toprak yığının kalini istemiştir.
Davalı, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir. Hükmü, davacı temyiz etmiştir.
T.M.K.nın 683. maddesindeki "Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız elatmanın önlenmesini de dava edebilir.", hükmüyle mülkiyet hakkının kanunla toplum yararına kısıtlanabileceği temel ilke olarak kabul edilmiştir. Aynı maddenin 2. fıkrasında, mülkiyet hakkının nasıl korunacağı hükme bağlanmış, 730 ve 737. maddeleriyle de taşınmaz malikinin başkalarına zarar vermesinin önlenmesi hedeflenmiştir.
Yapma, kaçınma, katlanma olarak özetlenebilecek bu sınırlamaların önemli bir bölümü T.M.K.nun "komşu hakkı" başlığı altında, 737 ile 750. maddelerinde düzenlenmiş, 751 ile 761. maddelerinde de yine malikin yapması ve katlanması gereken hususlar belirtilmiştir.
Komşuluk hukukundan kaynaklanan elatmanın önlenmesi davalarında davalının kusurlu olması aranmaz. Davalının kusurlu olup olmaması, kasıtlı hareket edip etmemesi, elatmanın önlenmesi davasına etkili değildir. Yeter ki, davalının eylemiyle davacının zararı arasında illiyet bağı bulunsun. Davalının hiçbir kusuru olmasa dahi, elatmanın önlenmesine, eski hale getirme ve tazminata hükmedilebilir.
Öte yandan, kural olarak davacının zararının doğmaması için bir önlem almaması da elatmanın önlenmesi davasını etkilemez. Davanın kabulüne karar verilebilmesi için, elatmanın mülkiyet hakkının aşırı ve taşkın kullanılması niteliği taşıması gerekir. Elatma objektif ölçütlere göre hoşgörü ve tahammül sınırları içerisinde kalmakta ise elatmanın önlenmesine karar verilemez. Başka bir anlatımla, taşkın kullanma yoksa hakimin olaya müdahalesi gerekmeyeceğinden davanın reddi gerekir.
Taşkın kullanma belirlendiği takdirde elatmanın tamamen ortadan kaldırılması veya tahammül sınırları içerisine çekilebilmesi için ne gibi önlemlerin alınması gerektiği bilirkişiler aracılığıyla tespit edilerek, tarafların yarar ve çıkar dengeleri de gözetilerek bunların en uygununa karar verilmelidir.
Şu husus hemen belirtilmelidir ki, asıl olan, davacının mülkiyet hakkının korunması ve zararına sebebiyet veren durumun ortadan kaldırılmasıdır. Davacının katlanılabilirle sınırlarını aşan bir zararı varsa, buna son vermek için davalının yapması gereken masraf davacının zararından daha fazla olsa bile, elatmanın önlenmesine ve eski hale getirmeye karar verilmelidir.
Somut olaya gelince; Dosya içerisindeki bilirkişi raporlarında, yeşil renkle ve "B" harfiyle gösterilen yerdeki kotun yükseltilmesi eyleminin, hangi belediye tarafından yapıldığı, mavi renkle ve "A" harfiyle gösterilen yerdeki dolgunun da kimin tarafından yapıldığı yeterince araştırılmış ve kesin olarak belirlenmiş değildir. Ayrıca "A" ve "B" ile gösterilen yerlerdeki yükseltilerin davacıların evine ne şekilde zarar verdikleri de yeterince açıklanmamıştır. Her ne kadar mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş ise de yapılan araştırma ve incelemeler hüküm kurmaya yeterli değildir.
Bu durumda mahkemece, yukarda açıklanan ilkeler doğrultusunda mahallinde yeniden keşif yapılarak, davacının gösterdiği ve daha önce yapılan keşifte dinlenmeyen tanığı da dinlenerek, belirtilen eksik hususları açıklığa kavuşturacak şekilde yeniden bilirkişi raporu düzenlettirilerek, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekmektedir.
Eksik inceleme ve araştırmayla yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmediğinden bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda yazılı sebeplerle davacının temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istenmesi halinde yatırana iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 26.02.2015 tarihinde oybirliği ile, karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy