MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ: Kamu Kurum ve Kuluşları Zararına Dolandırıcılık
HÜKÜM: Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
1-Katılan kurum vekilinin temyiz talebine yönelik olarak yapılan incelemede;
... Ceza Genel Kurulunun 05.10.2010 gün ve 2010/2-169 Esas ve 2010/188 sayılı karara göre hükümde sadece kanun yoluna başvuru şeklinin gösterilmemiş olması "yasa yolu süresinin" işlemeye başlamasını engellemeyeceğinden ve katılan vekili açısından bir yanılgı oluşturmayacağı anlaşılmakla tebliğnamedeki görüşe iştirak edilmemiştir.
Katılan vekilinin yüzüne karşı tefhim olunan 26/09/2008 tarihli mahkumiyet hükmüne yönelik, yasal süresi geçtikten sonra yaptığı, 14.01.2009 günlü temyiz inceleme başvurusunun, 5320 sayılı Yasanın 8/1.maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK.un 317.maddesi uyarınca REDDİNE,
2-Sanık müdafii ve Cumhuriyet Savcısının temyiz taleplerine yönelik olarak yapılan incelemede;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Sanığın, annesinin yaşlılık maaşını ... . Noterliğinden aldığı 15/09/1996 tarihli vekaletname ile ilgili banka şubesinden her ay çektiğinin, annesinin 9 Kasım 1996 tarihinde ölmesine rağmen 18/07/2005 tarihine kadar maaşı çekmeye devam ettiğinin ve bu şekilde kurumu zarara uğrattığının iddia edildiği olayda; SSK vekilinin verdiği 07.11.2006 tarihli şikayet dilekçesinde kurumca bağlanan aylıkların bir bölümünün vekaletle çekildiği ve aylık bağlananın sağ olup olmadığının, maaşı çeken vekilin yılda bir düzenleyerek banka şubesine verdiği yoklama belgesi ile tespit edildiğinin belirtilmesi karşısında; ilgili banka şubesine ve Sosyal Sigortalar Kurumuna suça konu maaşın hangi belgeler ibraz edilerek çekildiğinin sorulması ve toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken, eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması,
Kabule göre de;
1)Dolandırıcılık suçunun haksız menfaatin sağlandığı tarihte oluşacağı, dosya içeriğine göre en son yatan maaşın sanık tarafından çekilme tarihinin 18.06.2005 olması itibariyle suç tarihinin bu tarih olacağı ve 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK.nun 158/1-e maddesinde tanımlanan suça öngörülen hapis cezasının alt sınırının iki yıl olduğu cihetle; 08.07.2005 gün ve 25869 sayılı R.G.'de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 29.06.2005 gün ve 5377 sayılı Kanunun 19.maddesi ile anılan maddenin 1.fıkrasına eklenen "ek cümle" ile cezanın alt sınırının üç yıla çıkarılmasına ve adli para cezasının tayinine ilişkin yeni yasal düzenlemenin sanık aleyhine uygulanamayacağı gözetilmeden yazılı şekilde hüküm tesisi,
2)Sanığın katılan kurum zararını kısmi olarak gidermesi ve sanık lehine etkin pişmanlık hükmünün uygulanmasına rıza gösterilmemesi karşısında, sanık hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanma koşulları oluşmadığı gözetilmeyerek 168/2.maddesi uygulanmak suretiyle eksik ceza tayini,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafii ve Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, 5320 sayılı yasanın 8/1.maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 321.maddesi gereğince hükmün BOZULMASINA, 09.04.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy