MAHKEMESİ :Sulh Ceza Mahkemesi
SUÇ : Güveni kötüye kullanma, hakaret, tehdit
HÜKÜM : Beraat
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Güveni kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için; failin bir malın zilyedi olması,malın iade edilmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere faile rızayla tevdi ve teslim edilmesi, failin kendisine verilen malı, veriliş gayesinin dışında, zilyedi olduğu malda malikmiş gibi satması, rehnetmesi tüketmesi, değiştirmesi veya bozması ve benzeri şekillerde tasarrufta bulunması ya da devir olgusunu inkar etmesi şeklinde, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Tehdit,bir kimsenin başkasını,kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğini veya malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağını veya sair bir kötülük edeceğini bildirmesidir. Bu suçta fail, ağır ve haksız bir zarara uğratılacağını mağdura bildirmektedir. Gerçekleşmesi failin iradesine bağlı olan ve gelecekte vuku bulacak bir kötülüğün, gerçekleşecek gibi gösterilmesidir. Tehdit mağdurun karar verme ve serbest hareket etme özgürlüğünü kısıtlamalı iç huzurunu bozmalı ve onu endişeye düşürmelidir. Mağdura yapılan tehdidin,onun iç huzurunu bozmaya, onda korku ve endişe yaratmaya elverişli olması gerekir. Failin tehdit fiilini bilerek ve isteyerek işlemesi, verileceği söylenen zararın haksız olması yeterlidir. Fiilde korkutuculuk, ürkütücülük, ciddiyet yoksa tehdit kastının varlığından bahsedilemez. Mağdur haksız bir zarara uğrayacağı endişesine kapılmamışsa, korkutuculuk oluşmamıştır. Tehdit suçunun, bahsedilen yasal unsurlarının gerçekleşip gerçekleşmediği olaysal olarak değerlendirilmeli, fail ile mağdurun içinde bulundukları ortam, söylenen sözler, söylenme nedeni ve söylendiği koşullar nazara alınmalıdır.
Hakaret suçunun oluşabilmesi için, bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını incitecek ölçüde, somut bir fiil veya olgu isnat etmek yada yakıştırmalarda bulunmak yada sövmek gerekmektedir. Kişiye isnat edilen somut fiil veya olgunun gerçek olup olmamasının bir önemi yoktur. İsnadın ispatın konusu ayrıdır. Somut bir fiil ve olgu isnat etmek; isnat, mağdurun onur şeref ve saygınlığını incitecek nitelikte olacaktır.
Mağdura yüklenen fiil ve olgunun belirli olması şarttır. Fiilin somut sayılabilmesi için, şahsa, şekle, konuya, yere ve zamana ilişkin unsurlar gösterilmiş olmalıdır. Bu unsurların tamamının birlikte söylenmesi şart değildir. Sözlerin isnat edilen fiilî belirleyecek açıklıkta olması yeterlidir. Çoğu zaman isnat edilen fiil ve olgunun, hangi zaman ve yerde meydana geldiğinin belirtilmesi, onur ve saygınlığı incitecek niteliği tespit için yeterli olmaktadır. Tarafların sosyal durumları, sözlerin söylendiği yer ve söyleniş şekli, söylenmeden önceki olaylar nazara alınarak suç vasfı tayin olunmalıdır.
Hakaretin kişiyi küçük düşürmeye yönelik olması gerekir. Kişiye onu toplum nazarında küçük düşürmek amaçlı belli bir siyasi kanaatin isnat edilmesi hâlinde de suç oluşacaktır. Bir kişiye yönelik sözlerin veya yapılan davranışın o kişiyi küçük düşürücü nitelikte olup olmadığını tayin ederken, topluma hâkim olan anlayışlar, örf ve adetler göz önünde bulundurulmalıdır.
Suçun alenen işlenmesi, nitelikli hâl kabul edilmiştir. Aleniyet, belirsiz sayıda kişilerin hakaret oluşturan sözü duymalarına olanak sağlamak suretiyle suçun işlenmesini ifade eder. Failin, hakaret oluşturan sözün duyulması olanağını yaratmış olması yeterlidir. Söylenen sözün fiilen duyulmuş olup olmaması önemli değildir.
Katılanın, olay tarihinden önce sanığa ait inşaatlarda taşeronluk yaptığı, taşeronluk yaptığı sırada sanıktan 68.000 TL'lik kalıp malzemesi, kalıp kilidi, kalas, kereste, playwood, dikme vb. inşaat malzemesi satın aldığı, yaptığı iş karşılığı kazandığı paradan bu malzemelerin borcunun düşümü yapıldığı ve sanığa nihai olarak 12.000 TL malzeme borcu kaldığı, ayrıca yaptığı iş karşılığında 37.500 TL alacağı olduğu bir sırada sanıktan alacağını alamaması nedeniyle işi yarıda bırakıp ayrıldığı, satın aldığı inşaat malzemelerini de ileride hesaplaşırız düşüncesiyle sanığa bıraktığı, aynı tarihte sanık ile Tıp Fakültesi yanında karşılaştıklarında alacağını istemesi üzerine, sanığın “sen çocuklarını kaldırtmak mı istiyorsun?“ diyerek tehditte bulunduğu, sanığın bilahare borçlarını ödemediği gibi katılana satmış olduğu inşaat malzemelerini de bir başkasına sattığı, katılanın 08.04.2009 tarihinde yanına iki işçisini de alarak sanığın iş yerine gittiği, burada tekrar malzemelerle alacağını istediğinde, sanığın “benim sana borcum yok, alacağım var, malzemeleri de sattım, sana malzeme yok, istediğin yere git, seni vururum, öldürürüm, şerefsizin evladı, bacaklarına sıkarım“ diyerek hakaret ve tehditte bulunduğunun iddia edildiği olayda, sanık ile katılan arasında alacak-verecek meselesinden kaynaklanan bir husumet bulunduğu, katılanın yanında çalışan ve sanık ile katılan arasındaki alacak - verecek meselesinden dolayı ücretlerini alamayan tanıklar ... ve ...'ın; sanığın katılanı tehdit edip hakarette bulunduğu, ayrıca sanığın inşaatında bulunan malzemelerin katılana ait olduğunu bildirmiş olmalarına karşın tanıklar ..., ... ve ...'nun olay günü sanığın katılana karşı herhangi bir hakaret ya da tehdit sözü olmadığını beyan ettikleri, katılan ve yanındaki ... ile ... hakkında sanığı tehdit ettiklerine ilişkin kamu davası açılmış olması da dikkate alındığında, tanıklar ... ve ...'ın beyanlarına itibar edilmediği, bu nedenlerle sanığın üzerine atılı tehdit, hakaret ve güveni kötüye kullanma suçlarını işlediğine dair katılanın soyut iddiasından başka delil bulunmadığı gerekçesine dayanan mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılanın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, 23.01.2014 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy