MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesine istinaden uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nın 311. maddesi hükmüne göre eski hale getirme talebi ile birlikte temyiz isteminde bulunulmuş olması halinde bu talebi inceleme merciinin Yargıtay'ın ilgili dairesi olması nedeniyle Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin eski hale getirme talebinin kabulüne ilişkin verdiği 05.11.2011 tarihli ek kararının hukuki değerden yoksun olduğu; bu bağlamda, sanığın yokluğunda verilen hükmün sorgudaki adresine 24.02.2011 tarihinde Tebligat Kanunu’nun 35. maddesine göre tebliğ edilmesine rağmen, dosya kapsamından sanığın 28.08.2010-05.12.2011 tarihleri arasında cezaevinde tutuklu olarak kaldığı ve bu sürelerin gerekçeli karar ile mahkemece verilen 12.10.2011 tarihli ek kararının tebliğlerini kapsadığı, bu nedenle de mahkemece yapılan tebligatın usulüne uygun olmadığı anlaşıldığından, 18.11.2009 tarihli karara karşı eski hale getirme ve temyiz isteminde bulunan sanık müdafiinin temyiz isteminin süresinde olduğu anlaşılmakla, 12.10.2011 tarihli ek kararın kaldırılmasına karar verilerek yapılan incelemede;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçu, TCK’nın 158/1-f maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin gerekçesinde de; “Dolandırıcılık suçunun, bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi de, birinci fıkranın (f) bendinde bu suçun bir nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir. Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının, özellikle bu kurum ve kuruluşları temsil edenlerin, kurum ve kuruluşları adına hareket eden kişilerin, başkalarını kolaylıkla aldatabilmeleri bir güven kurumu olan bu kuruma güvenin sarsılması bu kurumların araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu, nitelikli hâl saymıştır.
Banka ya da kredi kurumlarının araç olarak kullanıldığından söz edilebilmesi için, dolandırıcılık fiili gerçekleştirilirken bankaların olağan faaliyetlerinden ya da bu faaliyeti yürüten sujelerden hileli araçlar kullanılarak yararlanılması veya banka ve kredi kurumlarının olağan faaliyetleri nedeniyle üretmiş oldukları maddi varlıkların suçta araç olarak kullanılarak haksız çıkarın elde edilmesi gerekir. Bankaların ödeme aracı olarak kullanılması halinde bu fıkra uygulanamayacaktır.
Sanık ...’in, tamamen sahte olarak tanzim edilmiş... şubesine ait ... seri no’lu, keşidecisi ... İnşaat Sanayi Ticaret Limited şirketi olarak görünen 19.000,00 TL tutarlı çeki borcuna karşılık olmak üzere ciro etmeden ...ve...’na verdiği, çekin, bu kişiler tarafından tahsil edilmek üzere ... şubesine ibraz edilmesi üzerine banka yetkililerince sahte olarak tanzim edildiğinin anlaşıldığının iddia edildiği olayda;
1-Resmi belgede sahtecilik suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA,
2-Dolandırıcılık suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Failin önceden doğmuş bir zarar veya doğmuş bir borç için hileli davranışlarda bulunması halinde zarar veya borç, kandırıcı nitelikteki davranışlar sonucunda doğmayacağından dolandırıcılık suçu da oluşmayacaktır. Bu bilgiler ışığında somut olayın değerlendirilmesi gerekirse; ... ile ...’nun beyanlarından, sanığa 20.12.2006 tarihinde fıstık sattıkları, bunun karşılığında sanığın 1.000,00 TL para ile 11.000,00 TL tutarında senet verdiği, senedin ödenmemesi üzerine paralarını almak için sanığın yanına gittikleri, sanığın 11.000,00 TL’lik borcuna karşılık 20.04.2007 keşide tarihli suça konu çeki verdiği, senedin ise ...ile ...’de kaldığı anlaşılmakla, sanığın senette yazılı olan borcunu ödeyememesi nedeniyle kendisinden para talep edilmesi üzerine suça konu çeki vermiş olup, senet karşılığında vermediği hususları birlikte gözetildiğinde; sanığın çeki önceden doğmuş borç için sonradan düzenleyerek verdiği, hileli davranışların menfaat teminine yönelik olmadığı, bu nedenle de dolandırıcılık suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden, sanığın beraatı yerine yazılı gerekçelerle mahkumiyetine karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesine istinaden uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 24.03.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy