MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Sanık ...'ın olay tarihinde Bitlis ili Mutki ilçesine geldiği, sanığın Mutki Devlet Hastahanesi'ne giderek kendisini yeni atanan doktor olarak tanıttığı, ilçe merkezine gitmek istediğini söylemesi üzerine hastahaneye gelen ekmek arabasına bindirildiği ve araç şoförü olan tanık ...'ya da kendisini ilçenin yeni doktoru olarak tanıttığı, sanığın giyim dükkanı sorması üzerine tanık ... tarafından katılan ...'ün ... Giyim isimli dükkanına bıraktığı, sanığın dükkana girerek dükkanın sahibi ... ilçenin yeni doktoru olarak kendisini tanıttıdığı, bilahare ... giyim dükkanından takım elbise ve ayakkabı aldığı ve yanında para olmadığını söyleyerek ayrıca 100TL nakit para aldığı, sanığın müdahil de güven uyandırdığı, akabinde el çantası sorması üzerine müdahil ... tarafından kendi dükkanının yan tarafında bulunan abisi şikayetçi ...'e ait kırtasiye dükkanına yönlendirildiği, sanığın o dükkana
gittiği ve yine kendisinin ilçeye yeni atanan doktor olarak tanıtıp güven telkin ettikten sonra oradan da bir adet el çantası aldığı ve ilçeden ayrıldığı, bu şekilde sanığın üzerine atılı dolandırıcılık suçlarını işlediği, sanık ikrarı, şikayetçi ve katılan beyanları, tanık beyanları, tutanaklar ve tüm dosya kapsamından anlaşılmakla, mahkemenin kabul ve uygulamasında bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yargıtay CGK'nın, 18/06/2013 tarih, 2012/13-...-2013/305 sayılı kararında da vurgulandığı üzere, hükümde tekerrüre esas alınan ilamın gösterilmesi zorunluluğunun bulunmadığı, sanık hakkında birden fazla tekerrüre esas alınacak hükümlülüğün bulunması halinde ise, bunların en ağırının infaz aşamasında tekerrüre esas alınması ve bunun doğal sonucu olarak denetim süresi belirlenmesi gerektiğinden hareketle, bu yönde bozma talep eden düşünceye iştirak edilmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Tekerrüre esas sabıkası olan sanık hakkında .... maddenin uygulanmasına karar verilmiş olmasına rağmen hüküm fıkrasında cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık ve o yer Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanun'un ...1. maddesi gereğince uygulanması gereken ... sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden ... sayılı CMUK'nın 5320 sayılı Kanun uyarınca halen yürürlükte bulunan 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, hüküm fıkrasında "TCK .../...md uyarınca cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına," cümlesinin hüküm fıkrasına eklenmesi suretiyle diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 03/06/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy