MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için;failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Somut olayda; sanık ile katılanın askerlik arkadaşı olduğu, sanığın katılanı arayarak teyzesinin oğlunun arazide Osmanlı altını bulduğunu, bunu satmak istediğini söyleyerek altınları almasını teklif ettiği, katılanın 29.01.2010 günü Denizli'ye gelerek sanık ile buluştuğu, birlikte Aşağışamlı köyüne gittikleri, sanığın bez poşet içerisinde altınları katılanın yanına getirerek bir adet numune altını gösterdiği, katılanın para bulmak için daha sonra Diyarbakır'a giderek 01.11.2010 günü Denizli'ye geldiği, altınları 20.000. TL karşılığı satın alma konusunda anlaştıkları, sanığın altınları getireceğini söyleyerek katılanın beklemesini istediği ve aldığı parayla ortadan kaybolduğu iddia edilen olayda, sanığın alınan beyanında otogarda askerlik arkadaşı olan katılan ile tesadüfen karşılaştıklarını, katılanın kendisinden uyuşturucu temin etmesini istediğine dair kendisini suçtan kurtulmaya yönelik hayatın olağan akışı ile uygun olmayan savunmasına itibar edilmeyerek, katılanın sanığa suç isnat etmesinin gerektirir bir sebeb de bulunmaması nedeniyle tebliğnamedeki bozma isteyen görüşe iştirak edilmeyerek sanığın atılı suçu işlediğine yönelik mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir,
Yapılan yargılamaya toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1-Sanık hakkında temel ceza tayini sırasında hürriyeti bağlayıcı cezanın alt sınırdan belirlendiği halde adli para cezasının alt sınırdan uzaklaşılarak tespit edilmesi,
2-Tayin olunan gün para cezasının, adli para cezasına çevrilmesi sırasında uygulanan kanun maddesinin karar yerinde gösterilmemesi suretiyle CMK'nın 232/6. maddesine muhalefet edilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususun aynı kanunun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasından adli para cezasına ilişkin sırasıyla "30 gün" “600 TL” ve "500 TL" adli para cezası terimlerinin tamamen çıkartılarak yerine, sırasıyla "5 gün" “4 gün” ve "80 TL" adli para cezası ibaresinin eklenmesi, hükmün ilgili bölümüne, “bir günü” ibaresinden önce gelmek üzere “bu cezanın 5237 sayılı TCK’nın 52/2 maddesi gereğince ” ibaresinin yazılması suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 21.01.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy