MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nın 311. maddesi hükmüne göre, eski hale getirme istemiyle birlikte temyiz talebinde de bulunulması halinde, inceleme merciinin Yargıtay’ın ilgili dairesi olduğundan ve sanık ...'ün, yargılamada müdafii vasıtasıyla temsil edilmemiş olmasına rağmen gerekçeli karar başlağında isminin altında müdafii ismi yazılmak suretiyle gerekçeli kararın tebliğ edilmesi sebebiyle yanıltılmış olması nediniyle yokluğunda verilen kararın tebliği işleminin geçersiz olduğu, sanık müdafiinin öğrenme üzerine 04.01.2010 havale tarihli dilekçesi ile eski hale getirme ve 23.07.2009 günlü mahkumiyet hükmünü süresinde temyiz ettiği anlaşılmakla dolandırıcılık suçu yönünden hukuki dayanaktan yoksun olan mahkemenin 06.11.2009 tarih 2009/7 E. 2009/284 K. sayılı ek kararı kaldırılarak her iki sanık yönünden 23.07.2009 gün ve 2009/7 E. 2009/284 K. sayılı mahkumiyet hükmünün incelemesinde,
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Banka ya da kredi kurumlarının araç olarak kullanıldığından söz edilebilmesi için,dolandırıcılık fiili gerçekleştirilirken bankaların olağan faaliyetlerinden ya da bu faaliyeti yürüten sujelerden hileli araçlar kullanılarak yararlanılması veya banka ve kredi kurumlarının olağan faaliyetleri nedeniyle üretmiş oldukları maddi varlıkların suçta araç olarak kullanılarak haksız çıkarın elde edilmesi gerekir. Bankaların,ödeme aracı olarak kullanılması halinde bu fıkra uygulanamayacaktır.
Somut olayda; sanık ...'in, katılanın hayvanlarını satacağına dair verdiği ilan için katılanı arayıp kendisini ...olarak tanıtıp hayvanları satın almak istediğini söylemesi üzerine katılan ile buluşup 15.000 TL karşılığında hayvanların satımı konusunda anlaştıktan sonra sanıklar birlikte gelerek hayvanları teslim aldıkları, sanıklardan Umut'un katılana 1.850 TL peşin para verdiği, sanık ...'in de sahte isim ve imza atarak sahte olarak oluşturduğu 11.000 TL'lik çeki verdiği şeklinde gerçekleşen eylemlerinin dolandırıcılık suçunu oluşturduğuna dair mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Adli para cezasının miktarının suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamayacağının gözetilmemesi ve eksik ceza tayini aleyhe temyiz konusu yapılmadığından bozma sebebi yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre; sanık ... ve sanık ... müdafinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA, 21/01/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy