MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Mala zarar verme, yaralama
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Mala zarar verme suçu, başkasının mülkiyetinde bulunan taşınır veya taşınmaz malın kısmen veya tamamen yıkılması, tahrip edilmesi, yok edilmesi, bozulması kullanılamaz hâle getirilmesi veya kirletilmesiyle oluşur. Bu bakımdan, söz konusu suç, seçimlik hareketli bir suçtur. Yıkma, yalnızca taşınmazlar için söz konusudur. Taşınmazın önceki kullanılış biçimine uygun olarak bir daha kullanılamaz duruma getirilmesini ifade eder. Yok etme, suça konu şeyin maddî varlığını ortadan kaldırmaktır. Bozma, suça konu şeyin, amacına uygun olarak kullanılması olanağını ortadan kaldırmaktır. Kirletme, başkasının binasının duvarına yazı yazmak, resim yapmak, afiş ve ilân yapıştırmak şeklinde gerçekleştirilmektedir.
Somut olayda; sanığın, katılandan olan alacağının zamanında ödenmemesi nedeniyle bu alacağını tahsil amacıyla katılanın işyerine gittiği, aralarında bu sebeple çıkan tartışmada sanığın haksız tahrik etkisi altında katılanı basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde yaraladığı ve aynı zamanda işyeri giriş kapısına zarar verdiği sabit olmakla, mala zarar verme ve yaralama suçlarının oluştuğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 19.03.2013 tarih, 2012/2-1500 esas ve 2013/95 sayılı kararında da açıklandığı üzere, hapis ve adli para cezasının seçenek yaptırım olarak düzenlendiği suçlarda, hakimin takdir hakkı olmasına rağmen, sanığın mükerrir olması durumunda ise kanun koyucunun hakime takdir hakkı bırakmayıp temel cezanın türünü bizzat kendisinin belirlemesi karşısında, takdir hakkı kullanılarak hapis cezası tercih edildiğinde hapis cezasının bir daha adli para cezasına çevrilmesi mümkün değilken, takdir hakkının bulunmadığı ve temel cezanın zorunlu olarak hapis olarak belirlendiği bir durumda bu cezanın paraya çevrilebilmesi kanun koyucunun amacına da uygun olmayacağından, sanığın mükerrir olması nedeniyle TCK'nın 58/3. maddesindeki emredici hüküm uyarınca seçenek olarak düzenlenen cezalardan hapis cezasının tercih edilmesi kanuni zorunluluktan kaynaklanmış olsa bile TCK'nun 50/2. maddesi gözetilerek hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesinin mümkün olmadığı gözetilmeden, mükerrir kabul edilen sanık hakkında hapis veya adli para cezası öngören atılı suçlardan mahkumiyet hükmü kurulurken TCK'nın 58/3 maddesi uyarınca hapis cezası verildikten sonra aynı kanunun 50/1.a maddesi uyarınca para cezasına çevrilmiş ise de; gerek aleyhe temyiz bulunmaması, gerekse tekerrüre esas alınan karşılıksız çek keşide etme suçunun hükümden sonra 14.04.2011 tarihinde suç olmaktan çıkarılması karşısında; sonucu değiştirmeyen bu husus bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Tekerrüre esas alınan karşılıksız çek keşide etme suçunun hükümden sonra 14.04.2011 tarihinde suç olmaktan çıkarılması ve kabule göre de adli para cezasına hükmolunması karşısında tekerrür hükümlerinin uygulanamayacağının gözetilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususun aynı kanunun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, (1) ve (2) numaralı hüküm fıkralarından tekerrür hükümlerinin uygulanmasına ilişkin kısımların çıkartılması suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 29.01.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy