MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Katılanların tanık ...'a vermiş oldukları paranın tanık tarafından değerlendirilerek iadesi konusunda anlaştıkları, bir müddet sonra katılanların tanığa verdikleri paranın iadesini istedikleri, tanık nakit parası olmadığını ancak sanıktan almış olduğu daireyi katılanlara verebileceğini, katılanların kabul etmesi üzerine aralarında anlaşarak, sanığın tanığa vermiş olduğu 100.000 TL bedelli teminat çekini katılanlara verdiği, çekin vadesinin gelmesi üzerine bankaya ibraz edilen çek hesabı üzerinde bloke bulunduğundan çekin katılanlarca tahsil edilemediği, bunun üzerine sanığın katılanlara, kendisini Karaçam İnşaat firmasının yetkili ve sahibi olarakta bu inşaat firmasına ortak olduğunu, bu inşaat firması tarafından Uncalı Mah.mevkiinde yaptırılan 20245 Ada,2 Parselde bulunan B Blok 17 numaralı daireyi katılanlara verilen ancak tahsil edilemeyen çeke karşılık 120.000 TL ye anlaştıkları, müştekilerinde bunun üzerine 100.000 TL lik çeki sanığa iade ederek kalan 20.000 TL nin ise dairenin teslim tarihi olarak gösterilen 30/10/2009 tarihinde teslimi konusunda aralarında anlaşarak 22/02/2009 tarihli taşınmaz satış sözleşmesi imzalandığı ve bunun karşılığında ayrıca sanığın katılanlara teminat çeki verdiği ancak sanık tarafından katılanlara satış vaadinde bulunulan inşaatın tamamlanmasından sonra katılanların Karaçam İnşaatın yetkilisi olan tanık ... ile görüştüklerinde ...'ın katılanlara sanığın bu firmadan ve ortaklıktan daha önceden ayrıldığını, bu daireyi satma yetkisinin bulunmadığını söylemesi üzerine katılanlar tarafından sanıktan satın alınan dairenin bu nedenle tapuda devir işlemlerinin gerçekleştirilemediği, sanığın daireyi satmış olduğu 22/09/2009 tarihinde düzenlenen taşınmaz satış sözleşmesinden önce 23/01/2009 tarihinde şüphelinin söz konusu dairenin satış yetkisi olan Karaçam İnşaattan ortaklığının sona ermiş olduğu,21/01/2009 tarihli noterlikte onaylanan ortaklıktan ayrılma kararının 23/01/2009 tarihi itibarıyla Ticaret Sicil Memurluğunda yayınlanması ile şüphelinin şirket ortaklığından ayrıldığı ve dolayısıyla bu daireyi satış yetkisinin bulunmadığı, böylece dolandırıcılık suçunu işlediğinin iddia edildiği olayda, sanığın şirket ortaklığı sona erdikten sonra taşınmazı katılanlara satması katılan beyanları, tanık beyanları ile tüm dosya kapsamına göre; şeklindeki olayımızda,
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre sanık müdafii ve katılan vekilinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1-5237 sayılı Kanun'nın 51/2. maddesine göre, cezanın ertelenmesi, mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi koşuluna bağlı tutulabileceği, koşul gerçekleşinceye kadar cezanın infaz kurumunda çektirilmesine devam edileceği, koşulun yerine getirilmesi hâlinde, hâkim kararıyla hükümlü infaz kurumundan derhâl salıverileceği hükmüne yer verildiği, malvarlığına yönelik bazı suçlarda etkin pişmanlığı düzenleyen aynı Kanun'un 168. maddesinde, failin, azmettirenin veya yardım edenin etkin pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme ya da tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde mağdurun rızası aranmaksızın, kısmî geri verme veya tazmin halinde ise mağdurun rıza göstermesi koşuluyla ve etkin pişmanlığın gerçekleştiği yargılama aşaması dikkate alınarak ceza indirimi öngörüldüğü, öte yandan aynen geri verme veya tazmin tedbiri aynı Kanun'un 51. maddesinde bir koşul olarak gösterilmiş ise de, yasal bir indirim nedeninin, bundan yararlanmama iradesini ortaya koyan failin cezasını etkisiz kılacak biçimde aynen tazmin tedbir şartına bağlı tutulması imkanının bulunmadığı, böyle bir uygulamanın, mağdurun zararını soruşturma veya kovuşturma aşamalarında gidermeyen faillere yeni bir olanak tanırken, soruşturma veya kovuşturma aşamalarında zararı ödeyen sanık veya sanıklar aleyhine ve adalete aykırı bir sonuç doğuracağı, maddenin düzenleniş amacının da bu şekilde yorumlanamayacağı gözetilmeyerek etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmayan sanık hakkında ertelemenin, mağdurun uğradığı zararın giderilmesi şartına tabi tutulması,
2-5237 Sayılı TCK'nun 53. maddesinin 3. fıkrası uyarınca mahkûm olduğu hapis cezası ertelenen veya koşullu salıverilen hükümlü hakkında 1. fıkranın (c) bendinde yer alan kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkilerinin kullanılmasına ilişkin yasaklama hükmü uygulanamayacağı hususunun gözetilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafii ve katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 08/09/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy