MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Gerekçeli karar başlığında 05/12/2006-22/12/2006 olan suç tarihleri yerine sadece 05/12/2006 tarihi yazılmış ise de, bu eksikliğin mahallinde tamamlanması mümkün görülmüştür.
25/12/2009 tarihinde sanığın avukatlığından istifa eden Av. ...'na 09/07/2010 tarihinde yapılan tebligatın usulsüz olduğu dikkate alınarak, sanığın vekaletnameli avukatına 15/07/2010 tarihinde yapılan tebligata istinaden 19/07/2010 tarihinde yapılan tebligatın geçerli ve buna göre yapılan temyizin süresinde olduğu belirlenerek yapılan incelemede;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK'nın 158. maddenin ikinci fıkrasında yer alan bu düzenlemeyle failin, kamu görevlileriyle ilişkisi olduğunu, onlar nezdinde hatırı sayıldığını ileri sürerek ve belli bir işin gördürüleceği vaadiyle aldatarak, başkasından menfaat temin etmesi nitelikli dolandırıcılık kabul edilmektedir. Suçun maddî unsuru, kamu görevlileri yanında hatıra sayıldığının, onlarla ilişkisi bulunduğunu iddia ederek, yapılacak aracılık karşılığında kamu görevlisine verilmek üzere, para veya başkaca menfaat almak, kabul etmektir. Kamu görevlisi, TCK madde 6’da tanımlanmış ve açıklanmıştır. Bu suçun meydana gelmesi için, suç konusunun resmî nitelikte bir iş olması ve failin kamu görevlileriyle ilişkisi olduğundan bahsederek dolandırıcılık eylemini gerçekleştirmesi
gerekir. Faildeki ahlaki kötülüğün,yalnız başkalarını dolandırmakla kalmayıp,aynı zamanda kamu görevlilerini şüphe altına sokmasındaki vahameti,suçu nitelikli hâle getirmiştir. Bu iddia yapıldığında,o kamu görevlisinin gerçekten var olup olmadığı,yada o işi yapmaya yetkili bulunup bulunmadığının bir önemi yoktur. Ancak nüfuzdan faydalanacağı söylenen kişinin kamu görevlisi olması gerekir. Kamu görevlisi sayılmayan bir kişiyle ilişkisinden dolayı bir yarar sağlanması halinde bu nitelikli hal uygulanmayacaktır. Kamu görevlisinin taraflarca tanınan ve bilinen bir görevli olması aranmaz. Asıl olan tarafların anladıkları ve anlattıkları memurun makam olarak belirlenebilen bir görevli olmasıdır. Failin mağdurdan sağladığı çıkar … Başsavcısına, …Kaymakamına, vereceğim şeklindeki beyanında Başsavcının, Kaymakamın kişi, makam ve görev olarak yeterince belirliliği bulunmaktadır. Failin,belirli bir memur yanında hatırı sayıldığından bahsedilmeksizin, bakanlardan, milletvekillerinden, hakimlerden, tanıdıkları olduğu ve işi halledeceğini söyleyerek çıkar sağlanması halinde basit dolandırıcılık söz konusu olacak ve TCK'nın 158/2. maddesi uygulanamayacaktır. Keza, failin, belli bir memur yanında hatırı sayıldığından söz etmeksizin kendisini Kamu kurumunda görevli (müfettiş, genel müdür vb.) olarak tanıtıp müştekinin tayinini yaptırabileceğini söylemesi halinde eylemi,basit dolandırıcılık suçunu oluşturacaktır. Kamu görevlisine gerçekten ve onun bilgisi içinde çıkar sağlanmış ise eylem rüşvet suçunu oluşturacaktır.
Sanığın, katılan ...'i Başbakanlık binasının önünde gördüğünde onunla sohbet etmeye başladığı, sohbet sırasında katılanın işsiz olduğunu öğrenince, kendisinin TBMM Başkanı'nın danışmanı olduğunu, ayrıca Başkan'ın yakını olduğunu, Meclis'te danışman kadrosunda boşluk olduğunu, bu nedenle katılanı burada işe yerleştirebileceğini söylediği, bunun için katılandan para ve dizüstü bilgisayar aldığı, ayrıca katılanın, işe girmek için bazı belgeleri de sanığa teslim ettiği, başka boş kadro bulunduğunun söylenmesi nedeniyle katılan ...'in kardeşi katılan ...'ü de sanıkla tanıştırdığı, sanığın, aynı şekilde bu katılana da aynı sözleri söylediği, değişik tarihlerde olmak üzere katılanlardan toplam 3.500 TL para aldığı, sanığın, daha sonra diğer katılan ...'le kaldığı polisevinde tanıştığı, aynı şekilde bu katılana da aynı sözleri söyleyerek, katılana önce kendi otel parasını ödettirdiği, başka harcamalar da yaptırarak toplam 1.500 TL zararına neden olduğu, sanığın bu arada TBMM Başkanlığı Özel Kalem Müdürlüğü antetli kağıtlara katılanların adını yazarak, işe alma işlemlerinin devam ettiği izlenimini verdiği, danışman olduğunu ispatlamak için de, bazı notların olduğu kağıtları katılanlara gösterdiği, böylece sanığın kamu görevlileri nezdinde hatırı sayıldığından bahisle ve katılanları işe sokacağını söyleyerek her bir katılandan ayrı ayrı haksız menfaat temin etmek suretiyle nitelikli dolandırıcılık suçlarını işlediğinin iddia edildiği olayda, sanık ve katılan beyanları ile tüm dosya kapsamına göre suçların sanık tarafından işlendiği sabit olmakla bu gerekçelere dayanan mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik bulunmamıştır.
TCK'nın 53. maddesi uygulamasının usul ve yasaya uygun olması karşısında tebliğnamedeki düzeltilerek onama düşüncesine iştirak edilmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre sanık müdafiinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Hapis cezası alt sınırdan tayin edildiği halde adli para cezası belirlenirken yeterli ve yasal gerekçe gösterilmeksizin, aynı gerekçeyle tam gün sayısının asgari hadden uzaklaşılması suretiyle belirlenerek sanığa fazla ceza tayini,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca uygulanması gereken CMUK'nın 321.maddesi gereğince BOZULMASINA; fakat, bu aykırılığın yeniden duruşma yapılmaksızın aynı Kanun'un 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan; katılanlar ... ... ve .... ... yönelik işlenen suçlar nedeniyle verilen mahkumiyet kararlarındaki hüküm fıkralarından, adli para cezasının uygulanmasına ilişkin olarak sırasıyla “300 gün”, “250 gün” ve “5.000 TL” adli para cezası terimlerinin; katılan ...'e yönelik işlenen suç nedeniyle verilen mahkumiyet kararındaki hüküm fıkrasından da, adli para cezasının uygulanmasına ilişkin olarak sırasıyla “240 gün”, “200 gün” ve “4.000 TL” adli para cezası terimlerinin tamamen çıkartılarak yerine, sırasıyla “5 gün”, “4 gün” ve “80 TL” adli para cezası ibaresinin eklenmesi suretiyle hükümlerin DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 08/09/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy