MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ: Nitelikli dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik
HÜKÜM: Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
1-Sanık hakkında nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik sanık müdafi Av. ...'nin temyiz isteminin incelenmesinde;
Yüzüne karşı tefhim olunan 28.12.2010 tarihli hükme yönelik sanık müdafinin yasal süresi geçtikten sonra yaptığı 06.1.2011 günlü temyiz inceleme başvurusunun, 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nın 317. maddesi uyarınca REDDİNE,
2-Sanık hakkında nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik sanık müdafi Av. ...'ın temyiz isteminin incelnemesinde;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi,kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.Hile nitelikli bir yalandır.Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır.Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK'nın 158/1-e bendinde belirtilen, Kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak dolandırıcılık suçunun işlenmesi, nitelikli hal kabul edilmiştir.Hangi kurum ve kuruluşların, kamusal nitelik taşıdığı,o kurumun kadro bakımından bağlı olduğu durumu düzenleyen mevzuata göre belirlenir.Bu nitelikli halin oluşması için,eylemin kamu kurum ve kuruluşlarının mal varlığına zarar vermek amacıyla işlenmesi gerekir.
Zarar vermek, kamu kurum ve kuruluşlarından hakkı olmayan bir parayı almak yada bir borcu geri vermemek şeklinde olabilir.Bu suçun zarar göreni kamu kurum ve kuruluşunun tüzel kişiliğidir.Kamu kurum ve kuruluşlarının zarar görmesi söz konusu değilse bu suç oluşmayacaktır.Dolandırıcılık suçunun Kamu yararına çalışan hayır kurumlarının zararına işlenmesi madde kapsamında değildir.
Olay tarihinde ... Köyü'nde bulunan 66 (dahil)- 79 (dahil) arasındaki parsellerin sanığın annesi ... 'ye ait olup, ... ve ...'ın 28.09.2007 tarihinde ... Noterliği'ne giderek söz konusu parselleri yaptıkları kiralama sözleşmesi ile 2 yıllığına ... isimli şahsa kiraladıkları, bu durumdan haberdar olan sanık ...'ın bahse konu parseller vasıtasıyla, çiftçiyi desteklemek amacıyla Bakanlıklar Kurulu Kararı ile oluşturulan Doğrudan Gelir Desteğinden faydalanabilmek amacıyla eşi olan temyiz dışı sanık ...'ı suça azmettirerek önce ...Noterliği'ne gönderdiği ve ...'ın notere giderek destekleme dosyası için gereken taahhüt belgesini alabilmek için, ... Köyünde bulunan 66-79 arasındaki parselleri işlediğine dair beyanda bulunarak taahhütte bulunduğu, bu beyanın 02.11.2007 tarihinde .... Noterliği tarafından onaylandığı, daha sonra sanık ...'ın destekleme alabilmek için çiftçilerden talep edilen belgeleri tamamladığı ve temyiz dışı sanık ...' ın bu belgeleri imzalayarak (parmak basarak) destekleme almak amacıyla ...'ne başvuru yaptığı, 2007 yılı Doğrudan Gelir Desteklemesi müracaat dosyalarını incelemek üzere Akçakale Kaymakamlığınca oluşturulan komisyon tarafından yapılan incelemelerde durumun farkına varılarak ödeme yapılmadığı, sanığın 01/11/2007 tarihli taahhütname ile bu kez ... kızı ...'a ait ... İlçesi ... köyü 149/1, 150/1, 150/2, 150/3, 151/1, 151/2, 151/3, 151/4, 151/5, 151/6, 151/7, 151/9 ada/parsel sayılı taşınmazları kullandığını taahhüt ettiği ancak Akçakale İlçe Nüfus Müdürlüğü'nden alınan nüfus kayıt örneğine göre ...'ın 01/06/2002 tarihinde öldüğünün anlaşıldığı, sanığın adı geçenin sağ olduğunu taahhüt ederek gerçeğe aykırı beyanda bulunduğu ve fiilen ekmediği araziler için doğrudan gelir ödemesi almak amacıyla müracatta bulunmak suretiyle kamu kurumu zararına dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarını işlediği iddia edilen olayda;
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1-Maddi gerçeğin şüpheye yer bırakmayacak şekilde açığa çıkarılması bakımından, mahallinde keşif yapılarak suça konu parsellerde fiilen ekim yapılıp yapılmadığı, ekim yapılıyor ise kim tarafından ekim yapıldığı hususlarının tespiti, ekim yapılan parsellerle ilgili olarak 2007 yılı için doğrudan gelir desteği almak için müracaatta bulunulup bulunmadığı, bulunulmuş ise ödeme yapılıp yapılmadığı, sanığın suça konu parseller dışında ekili arazisi bulunup bulunmadığı, bulunuyor ise bu araziler için 2007 yılında doğrudan gelir desteği alıp almadığı hususlarının araştırılması, suça konu parsellere ait tapu kayıtları getirtilerek Jandarma tespit tutanağında fiilen taşınmazları kullanan kişiler olarak adları geçen kişilerin tanık olarak dinlenmelerinden sonra tüm deliller birlikte değerelendirlerek sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeden eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
2-Kabule göre de;
5237 sayılı TCK'nın 765 sayılı Kanun'dan farklı olarak “gün para cezası sistemi” kabul edildiği için bu sistemde nispi para cezasına yer verilmemiştir. İlgili maddelerin gerekçe bölümlerinde de 5237 sayılı TCK sisteminde nispi para cezasının öngörülmediği açıkça belirtilmektedir. Ancak, 5237 sayılı Kanun'un 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girmesinden sonra 29.06.2005 gün ve 5377 sayılı Kanun'un 19. maddesi ile değişik TCK'nın 158/1. fıkrasına eklenen “... Ancak, (e), (f) ve (j) bentlerinde sayılan hallerde hapis cezasının alt sınırı üç yıldan, adli para cezasının miktarı suçtan elde edilen menfaatin iki katında az olamaz.” cümlesi ile getirilen yeni değişikliğe ilişkin gerekçede de belirtildiği üzere, 158. maddenin 1. fıkrasına eklenen son cümledeki “…adli para cezasının miktarı suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamaz.” hükmünün uygulanabilmesi için öncelikle suçtan elde edilen haksız menfaat miktarının belli olması gerekmektedir.
5237 sayılı TCK'nın 52. maddesinin 1.fıkrası “Adli para cezası, beş günden az ve kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde yediyüzotuz günden fazla olmamak üzere belirlenen tam gün sayısının, bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ile çarpılması suretiyle hesaplanan paranın hükümlü tarafından Devlet Hazinesine ödenmesinden ibarettir.” şeklindeki adli para cezasının tanımı yapıldıktan sonra aynı maddenin 3. fıkrasında “Kararda, adli para cezasının belirlenmesinde esas alınan tam gün sayısı ile bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ayrı ayrı gösterilir.” ve aynı Kanun'un 61. maddesinin 8. fıkrasında ise “Adli para cezası hesaplanırken, bu madde hükmüne göre cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesine yönelik artırma ve indirimler, gün üzerinden yapılır. Adli para cezası, belirlenen sonuç gün ile kişinin bir gün karşılığı ödeyebileceği miktarın çarpılması suretiyle bulunur.” hükümleri ile yasa koyucu adli para cezasının mutlaka gün üzerinden tayin edilmesi gerektiğini belirtmektedir.
5237 sayılı TCK'nın 158. maddesinin 1. fıkrasının (e), (f) ve (j) bentlerinde sayılan hallerde adli para cezasının tayininde öncelikle suçtan elde edilen haksız menfaat miktarının belli olup olmadığına bakılacaktır. Eğer suçtan elde edilen haksız menfaat miktarı belli değil ise, 5 ila 5.000 tam gün arasında TCK'nın 61. maddesi hükmü göz önünde bulundurularak takdir edilen gün sayısı üzerinden arttırma ve eksiltmeler yapıldıktan sonra ortaya çıkacak sonuç gün sayısı ile bir gün karşılığı aynı kanunun 52. maddesi uyarınca, 20-100 TL arasında takdir olunacak miktarın çarpılması neticesinde sonuç adli para cezası belirlenecektir. Eğer suçtan elde edilen haksız menfaat miktarı belli ise; o takdirde tespit olunacak temel gün,suçtan elde olunan haksız menfaatin iki katından az olmayacak şekilde asgari bu miktara yükseltilerek belirlenecek gün sayısı üzerinden arttırma ve eksiltmeler yapıldıktan sonra ortaya çıkacak sonuç gün sayısı ile bir gün karşılığı aynı kanunun 52. maddesi uyarınca, 20-100 TL arasında takdir olunacak miktarın çarpılması neticesinde sonuç adli para cezası belirlenecektir.
Bu açıklama kapsamında, sonuç adli para cezası belirlenmesi gerekirken, 5275 sayılı Kanun'un 106. maddesinde öngörülen adli para cezası yerine çektirilecek hapis cezası süresinin belirlenmesi açısından infazda tereddüt oluşturacak şekilde doğrudan haksız elde olunan yararın iki katı esas alınmak suretiyle fazla ceza tayini,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesine istinaden uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 17.12.2014 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy