MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
1-Sanık ... hakkında kurulan hükme yönelik temyiz isteminin incelenmesinde;
Somut olayda; katılanın, ... plakalı... 1994 model aracını otopazarına satmak için götürdüğünde, kendisini ... olarak tanıtan sanık ... ile ... olarak tanıtan ve açık kimliği belirlenemeyen bir kişinin katılanın yanına geldiği, sanık ve yanındaki şahsın aracı almak istediklerini söyledikleri ve katılan ile pazarlık yaparak 6.000 TL bedel üzerinde anlaşmaya vardıkları, katılanın kaparo istemesi üzerine sanık ...'ın, arabayı sanayiye götüreceklerini, ordan sonra kaparo verebileceğini belirttiği, katılan ve sanık ...'ın ayrılırken birbirlerinin telefonlarını aldıkları, sanığın ertesi gün 08:00 sıralarında katılanı aradığı ve defterdarlık önünde buluşmayı teklif ettiği, katılanın belirlenen yere geldiği, buradan birlikte ... Noterliği'ne gittikleri, sanık ...'ın aracı deneyeceğini söyleyerek anahtarı istediği, katılanın da anahtarı sanığa verdiği, kendisini ...olarak tanıtan şahıs ile katılanın noterin bulunduğu kata çıktıkları, ...'ın ise arabayı sanayiye götüreceğini beyan ederek yanlarından ayrıldığı, noterliğin bulunduğu katta ... isimli şahsın, hüküm tarihinden sonra ölen sanık ...'ı telefon ile aradığı, yaklaşık beş dakika sonra ...'ın da notere geldiği, katılanın araç bedelini istemesi üzerine ...'ın “Sen devrini ver, aşağıda paranı vereceğiz. Paran cebinde” diyerek katılanı ikna ettiği ve katılanın .... Noterliği'nin 01/05/2006 tarih ve 10321 numaralı satış sözleşmesi ile aracı ...'a sattığı, satıştan sonra ...'nün aracın dosyasında haciz olup olmadığına bakmak için trafik şubeye gideceğini söyleyerek noterlikten ayrıldığı, katılanın yanında ise ... isimli şahsın kaldığı, katılan ve bu şahsın birlikte ... camisinin avlusuna gittikleri, bu arada ... ile sanık ...'ın sürekli telefonlaştıkları ve telefonda anlaşamadıkları görüntüsünü vermeye çalıştıkları, katılanın sanık ...'ı arayarak nerede olduğunu sorduğunda, ...'ın “Motor yürümüyor, araba stop etti, benzin bitti.” gibi bahanelerle katılanı oyaladığı, bu arada ...'in lavaboya gideceğim diyerek caminin tuvaletine gittiği ve oradan kaçtığı, katılanın bir buçuk saat beklemesine rağmen gelen olmayınca dolandırıldığını anladığı, suça konu aracın 03/05/2006 tarihinde ... ilinde ... plakalı olarak ... adına kayıt edilip ruhsat alındığı anlaşılmakla; eylemin dolandırıcılık suçunu oluşturduğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine, ancak;
TCK'nın 53. maddesinin 3. fıkrası uyarınca 53/1-c bendindeki “velayet hakkından; vesayet ve kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan yoksunluğun“ sadece sanığın kendi altsoyu yönünden koşullu salıverilme tarihine kadar süreceği, altsoyu haricindekiler yönünden ise yoksunluğun hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar devam edeceği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin bu nedenle 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak bu aykırılık aynı kanunun 322. maddesi gereğince yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, hüküm fıkrasında yer alan; 5237 sayılı TCK'nın 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümün çıkarılıp yerine, “TCK'nın 53. maddesinin 3. fıkrası uyarınca 1. fıkranın c bendinde yer alan kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık haklarından koşullu salıverilme tarihine, 1. fıkrada yazılı diğer haklardan cezanın infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına” ibaresinin eklenmesi suretiyle, diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
2-Sanık ... hakkında kurulan hükme yönelik temyiz isteminin incelenmesinde;
Sanığın hüküm tarihinden sonra, 07/08/2012 tarihinde öldüğünün UYAP ortamından MERNİS’ten temin edilen nüfus kaydından anlaşılması karşısında, hakkında açılan kamu davasının 5237 sayılı TCK'nın 64/1. maddesi uyarınca düşürülmesine karar verilmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenle 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesine istinaden uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 16/12/2014 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy