(AİHS m. 1, 2) (2709 S. K. m. 90) (5237 S. K. m. 158) (2219 S. K. m. 32) (5393 S. K. m. 38, 60) (5216 S. K. m. 18) (Acil Sağlık Hizmetleri Yönetmeliği m. 37)
Dava ve Karar: Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK'nın 158/1-e bendinde belirtilen, kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak dolandırıcılık suçunun işlenmesi, nitelikli hal kabul edilmiştir. Hangi kurum ve kuruluşların, kamusal nitelik taşıdığı, o kurumun kadro bakımından bağlı olduğu durumu düzenleyen mevzuata göre belirlenir. Bu nitelikli halin oluşması için, eylemin kamu kurum ve kuruluşlarının mal varlığına zarar vermek amacıyla işlenmesi gerekir. Zarar vermek, kamu kurum ve kuruluşlarından hakkı olmayan bir parayı almak ya da bir borcu geri vermemek şeklinde olabilir. Bu suçun zarar göreni kamu kurum ve kuruluşunun tüzel kişiliğidir. Kamu kurum ve kuruluşlarının zarar görmesi söz konusu değilse bu suç oluşmayacaktır. Dolandırıcılık suçunun kamu yararına çalışan hayır kurumlarının zararına işlenmesi madde kapsamında değildir.
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 90. maddesinin 5 inci fıkrasına göre; usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasa'ya aykırılık iddiasıyla Anayasa Mahkemesi'ne başvurulamaz. (Ek cümle: 7/5/2004-5170/7 md.)Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla, kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır. Buna göre, iç hukukta doğrudan hukuksal sonuçlar yaratan Uluslararası Sözleşmeler, yasalar üstü bir konumdadır ve iç hukukun bir parçası olarak yürütmeyi ve yargıyı bağlamaktadır. iç hukukumuzun bir parçası olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin(AİHS), temel amacı, insan haklarının korunması ve bu haklara yönelik ihlallerin engellenmesidir. İnsan hakları, insan onurunu korumayı, insanın maddi ve manevi gelişmesini sağlamayı amaçlayan haller olup, insanın doğuştan var olan hak ve özgürlükleridir. Bu haklar, hak sahiplerini yetkili bir konuma getirirken, devleti ve diğer üçüncü kişileri o kişinin hakkına saygılı olma yükümlülüğü altına sokar.
AİHS'nin 1 inci maddesine göre, sözleşmeye taraf devlet, hangi yolla olursa olsun sözleşmede öngörülen haklara riayet yükümlülüğü altındadır. Madde 2'ye göre, her ferdin yaşama hakkı kanunun himayesi altındadır. Madde 3'e göre, hiç kimse ......... aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz. Madde 8'e göre, herkes özel ve aile yaşamına ...... saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. AİHS, taraf devlete yaşamı korumak görevi vermektedir. Bu görev, sağlık konusunda tedbir almayı da içermektedir.
Bu yükümlülük, devletin hastaların yaşamının korunması için uygun tedbirler alması konusunda sağlık kuruluşlarının uyması gereken kuralları da öngörmesini de gerektirir.
Sağlık Bakanlığının 11.05.2000 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan Acil Sağlık Hizmetleri Yönetmeliğinin 37 nci maddesinde Yataklı tedavi kuruluşları, acil sağlık hizmetlerinin bedelini hizmet sundukları kişinin ödeme imkanları çerçevesinde tahsil ederler hükmü yer almaktadır.
Yine 2008/13 sayılı Başbakanlık Genelgesinin;
Birinci maddesinde,Acil sağlık hizmeti vermekle yükümlü bulunan sağlık kuruluşları, acil vakaları hastanın sağlık güvencesi olup olmadığına veya ödeme gücü bulunup bulunmadığına bakmaksızın kabul edecek ve gerekli tıbbi müdahaleyi kayıtsız-şartsız ve gecikmeksizin yapacaktır. Hiçbir sağlık kuruluşu acil olarak gelen hastalara yeterli personeli veya donanımı olmadığı, ilgili birimi veya boş yatağı bulunmadığı, hastanın sağlık güvencesi olmadığı ve benzeri sebeplerle gerekli acil tıbbi müdahaleyi yapmaktan kaçınmayacaktır denilmektedir.
Yedinci maddesi uyarınca da, acil olarak sağlık kuruluşuna müracaat eden hastaların acil tıbbi müdahale ve tedavileri yapılırken hiçbir surette tedavi masraflarının nasıl karşılanacağı sorgulanmayacak ve hizmet bedelinin tahsiliyle ilgili işlemler acil müdahale sağlandıktan sonra yapılacaktır.
Dokuzuncu maddesinde ise, Herhangi bir sağlık güvencesi olmayan vatandaşlardan ödeme gücü bulunmayanların acil sağlık hizmeti bedelleri kendilerinden talep edilmeyecektir. Bunlardan kamuya ait sağlık kuruluşlarından ve ayakta teşhis ve tedavi yapan özel sağlık kuruluşlarından acil sağlık hizmeti alanların hizmet bedelleri 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu hükümleri çerçevesinde sağlık kuruluşunun bulunduğu yer sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakfından talep edilecektir. Bu konuda gerekli tedbirler ilgili vakıf başkanlıklarınca alınacaktır. Özel hastanelerden acil sağlık hizmeti alanların hizmet bedelleri ise talep edilmesi halinde 2219 sayılı Hususi Hastaneler Kanununun 32., 5393 sayılı Belediye Kanununun 38. ve 60., 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu'nun 18 inci maddeleri gereğince sağlık kuruluşunun bulunduğu yerin belediyesince ödenecektir. Bu amaçla belediyelerce bütçelerine yeterli ödenek konulacaktır hükmü yer almaktadır.
Sanık M. Ö.'in 2005 doğumlu oğlu G. Ö.'i 17.04.2009 tarihinde tedavisini yaptırmak amacıyla, Dr. Sami Ulus Çocuk Hastalıkları Hastanesi'ne götürdüğü, burada görevliyle yaptığı görüşmede, arkadaşı olan temyiz dışı sanık Ö. K.'nin oğlu olan T..'ye ait sağlık karnesi ile 23.08.2007 tarihinde çocuğunu hastanede tedavi ettirdiğini söylediği, bunun üzerine hastane yönetimi tarafından tutanak tutulduğu, bu suretle sanıkların kamu kurumu zararına dolandırıcılık suçunu işlediklerinin iddia edildiği olayda;
1- Sanığın, oğlu G..'in 18 yaşından küçük olması ve suç tarihi itibarıyla herhangi bir sağlık güvencesinin bulunmaması sebebiyle 5510, 2202 ve 3816 s. kanunlar ile 25.03.2010 tarihli Resmi Gazete yayınlı 27532 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulamaları Tebliğiyle sağlık hizmetlerinden ücretsiz olarak faydalanacak kişilerden olması karşısında, çocukların sağlık harcamalarının tamamının devlet tarafından karşılanması nedeniyle kamu zararının bulunmayacağı dikkate alınarak, nitelikli dolandırıcılık suçunun yasal unsurları itibariyle oluşmadığı gözetilmeden, sanığın atılı suçtan beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,
2- Kabule göre de; iddianamede 2009 yılına dair herhangi bir eylem nedeniyle suç isnadı bulunmamasına, hastane tarafından tutulan 17.04.2009 tarihli tutanağın, 23.08.2007 tarihinde meydana gelen olaya ilişkin olmasına ve sanığın oğlu G.. için 30.04.2008- 30.04.2009 tarihleri arasında usulüne uygun yeşil kart aldığının kurum yazısıyla sabit olmasına rağmen, karar gerekçesinde tutanakta belirtilen 23.08.2007 tarihinde usulsüz işlem yapıldığına dair somut delil bulunmadığı ancak tutanak tarihi olan 17.04.2009 tarihinde yeşil kartı bulunmayan G..'in muayene başvurusunun T..'ye ait karneyle yapıldığı gerekçesiyle 17.04.2009 tarihindeki eylem nedeniyle sanığın cezalandırılmasına karar verilmesi,
Sonuç: Bozmayı gerektirmiş, katılan vekili ve sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenlerle, 5320 s. Kanun'un 8/1 inci maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nın 321 inci maddesi uyarınca BOZULMASINA, kararın CMUK'nın 325 inci maddesi gereğince temyiz talebinde bulunmayan sanık Ö. K.'ye sirayetine, 21.01.2015 tarihinde oybirliği ile, karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy