Hizmet sebebiyle güveni kötüye kullanma suçundan sanık ...'ın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 155/2, 62, 52/2. maddeleri uyarınca 10 ay hapis ve 80,00 Türk lirası adlî para cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, sanığın 5 yıl süre ile denetime tâbi tutulmasına dair Ağır Ceza Mahkemesinin 04/04/2011 tarihli ve 2010/54 esas, 2011/191 sayılı kararına karşı yapılan itirazın, müdahilin zararının karşılanmadığından bahisle kabulü ile anılan kararın kaldırılmasına ilişkin Ağır Ceza Mahkemesinin 27/04/2011 tarihli ve 2011/392 değişik iş sayılı kararını müteakip, kararın itiraz üzerine kaldırıldığından bahisle hükmün açıklanmasına, sanığın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 155/2, 62, 52/2. maddeleri uyarınca 10 ay hapis ve 80,00 Türk lirası adlî para cezası ile cezalandırılmasına, aynı Kanun'un 51. maddesi gereğince hapis cezasının ertelenmesine dair Ağır Ceza Mahkemesinin 30/01/2012 tarihli ve 2011/246 esas, 2012/26 sayılı karar aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığınca verilen 10/04/2015 gün ve 2015/8215/25865 sayılı kanun yararına bozma talebine dayanılarak dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 21/04/2015 gün ve 2015/133204 sayılı tebliğnamesiyle dairemize gönderilmekle okundu.
Kanun yararına bozma isteyen tebliğnamede;
Dosya kapsamına göre sanık hakkında görevi kötüye kullanma suçundan Ağır Ceza Mahkemesinin 04/04/2011 tarihli ve 2010/54 esas, 2011/191 sayılı kararıyla hükmedilen beraat kararını, müdahilin 14/04/2011 havale tarihli dilekçesi ile temyiz ettiğini bildirmiş olmasına rağmen, Ağır Ceza Mahkemesi hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı yönünden kararın itirazen kaldırmasını müteakip, dosyayı tekrar ele alan Ağır Ceza Mahkemesince hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı yönünden bir yargılama yapılması gerektiği gözetilmeden, görevi kötüye kullanma suçu yönünden tekrar verdiği beraat kararının hukuki değerden yoksun olduğu gözetilerek yapılan incelemede,
Tanık olarak ifadesi alınan ve Mahkemenin kararına gerekçe yaptığı tanık Erol Öztürk'ün 30/01/2012 tarihli duruşmada alınan beyanında müdahilin alacaklısı olduğu takip borcunun büyük bir kısmını sanığa ödediğini, karşılığında makbuz aldığını beyan ettiği nazara alındığında, bu hususa ilişkin makbuzların ibrazının istenmeden eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesinde,
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının itirazen kaldırılması neticesinde tekrar duruşma açmak suretiyle yargılama yapan ve delil toplayan, Ağır Ceza Mahkemesince sanığın tekrar savunmasını alması gerekirken, savunma almadan yazılı şekilde karar verilmek suretiyle sanığın savunma hakkının kısıtlanmasında, isabet görülmediğinden 5271 Sayılı CMK.nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozma talebine dayanılarak ihbar olunmuştur.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Kanun yararına bozma, olağanüstü bir denetim muhakemesi yolu olarak 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309 ve 310. maddelerinde düzenlenmiş olup, ülke genelinde uygulama birliğini sağlamak ve farklı uygulamalar nedeniyle oluşabilecek hak kayıplarının önlenmesi açısından kabul edilmiş bir kurumdur. Bu denetimin konusunu maddi ve yargılama hukukuna ilişkin hukuka aykırılıklar oluşturmaktadır. Ancak kesin hüküm otoritesinin korunması zorunluluğu nedeniyle dar kapsamlı olan olağanüstü bu yola başvurulabilmek için hukuka aykırılık halinin ciddi boyutlara ulaşması gerekmektedir. Nitekim kanun yolunun bu özelliği nedeniyle delillerin takdir ve tercihinde hataya düşüldüğünden bahisle takdire ilişkin konularda bu yola başvurulması, sözü edilen olağanüstü kanun yolunun amaç ve kapsamıyla bağdaşmayacaktır. Başka bir deyişle, kabul edip etmemenin mahkemenin takdirine bağlı olduğu istekler hakkında verilen karar ve bunlara ilişkin gerekçelerin yeterli veya yerinde olup olmadığı olağan kanun yolu olan temyiz incelemesinde değerlendirilebilecekken, olağanüstü kanun yolu olan kanun yararına bozmaya konu edilemeyecektir.
Bu kapsamda, incelemeye konu kanun yararına bozma isteminde, tanık olarak ifadesi alınan ve mahkemenin kararına gerekçe yapılan tanık Erol’un 30.01.2012 tarihli oturumda alınan beyanında, katılanın alacaklısı olduğu takip borcunun büyük bir kısmını sanığın ödeyerek karşılığında makbuz aldığını beyan ettiği nazara alındığında, bu hususa ilişkin makbuzların ibrazı istenilmeden eksik incelemeyle karar verildiğinden bahisle hükmün kanun yararına bozulması istenildiği anlaşılmakla, delillerin takdir ve değerlendirilmesi ile eksik araştırma yapıldığından bahisle kanun yararına bozma yoluna başvurma olanağının bulunmaması ve 04.04.2011 tarihinde verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı sanık tarafından yapılan itirazın kabul edilip, kararın kaldırılması üzerine Ağır Ceza Mahkemesi’nce duruşma açılarak sanığa duruşma gün ve saatini bildirir tebligatın 20.07.2011 tarihinde usulüne uygun bir şekilde yapılmış olmasına rağmen yargılamaya iştirak etmemesi karşısında; mahkemece duruşma açılarak oluşan yeni durum nedeniyle savunma alınması için girişimde bulunulmasına karşın sanığın duruşma davetine uymaması nedeniyle yeniden beyanı alınamadan hüküm kurulmuş ise de, sorgusunun daha öncesinde yapılmış olması nedeniyle savunma hakkının kısıtlandığından söz edilemeyeceği anlaşılmakla, Ağır Ceza Mahkemesi’nin 04.04.2011 tarih ve 2010/54-2011/191 sayılı kararına yönelik Adalet Bakanlığı'nın kanun yararına bozma istemine dayalı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nca düzenlenen ihbarname içeriği yerinde görülmediğinden, her iki kanun yararına bozma isteminin REDDİNE, 14.09.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy