Dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarından sanık ...’ın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 158/1-f-son, 204/1, 62/1 (iki defa) ve 52. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis, 6.250,00 Türk lirası adli para ve 1 yıl 8 ay hapis cezaları ile cezalandırılmasına dair Ağır Ceza Mahkemesinin 24/04/2013 tarihli ve 2012/59 esas, 2013/213 sayılı karar aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığınca verilen 28.04.2015 gün ve 2015-8715/27826 sayılı kanun yararına bozma talebine dayanılarak dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 11.05.2015 gün ve 2015/156157 sayılı tebliğnamesiyle dairemize gönderilmekle okundu.
Kanun yararına bozma isteyen tebliğnamede;
Dosya kapsamına göre, dosya içerisinde yer alan bilirkişi raporunda sanık ...'ın imza yazı örneğinin yer almadığı, sanığın mahkum olan diğer sanık ...'nun atfı cürüm sayılabilecek beyanı dışında üzerine atılı suçu işlediğine dair her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği gibi şüpheden sanık yararlanır evrensel ilkesi de gözetilerek beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesinde isabet görülmediğinden 5271 sayılı CMK'nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozma talebine dayanılarak ihbar olunmuştur.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Kanun yararına bozma, olağanüstü bir denetim muhakemesi yolu olarak 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309 ve 310. maddelerinde düzenlenmiş olup, ülke genelinde uygulama birliğini sağlamak ve farklı uygulamalar nedeniyle oluşabilecek hak kayıplarının önlenmesi açısından kabul edilmiş bir kurumdur. Bu denetimin konusunu maddi ve yargılama hukukuna ilişkin hukuka aykırılıklar oluşturmaktadır. Ancak kesin hüküm otoritesinin korunması zorunluluğu nedeniyle dar kapsamlı olan olağanüstü bu yola başvurulabilmek için hukuka aykırılık halinin ciddi boyutlara ulaşması gerekmektedir. Nitekim kanun yolunun bu özelliği nedeniyle delillerin takdir ve tercihinde hataya düşüldüğünden bahisle takdire ilişkin konularda bu yola başvurulması, sözü edilen olağanüstü kanun yolunun amaç ve kapsamıyla bağdaşmayacaktır. Başka bir deyişle, kabul edip etmemenin mahkemenin takdirine bağlı olduğu istekler hakkında verilen karar ve bunlara ilişkin gerekçelerin yeterli veya yerinde olup olmadığı olağan kanun yolu olan temyiz incelemesinde değerlendirilebilecekken, olağanüstü kanun yolu olan kanun yararına bozmaya konu edilemeyecektir. Ayrıntıları 26.10.1932 gün ve 29/12 sayılı içtihadı birleştirme kararında da, kanun yararına bozmanın konusunun uygulamadaki yanlışlıklar ile esasa etkili usul hatalarından oluştuğu açıkça belirtilmiştir.
Bu kapsamda, inceleme konusunu oluşturan kamu davasında olduğu gibi, olayla ilgili tüm kanıtların toplanıp değerlendirilmesi yapıldıktan sonra verilen kararlarla ilgili olarak, delillerin takdir ve değerlendirilmesinde yanılgıya düşüldüğünden ya da eksik kovuşturma ile karar verildiğinden bahisle kanun yararına bozma yoluna başvurma olanağı bulunmadığı; kaldı ki, çek üzerinde bulunan yazı ve imzaların hükümlüye ait olmadığı bilirkişi raporuyla tespit edilmiş ise de, hükümlünün aşamalardaki tüm ifadelerinde, ... ile beraber iş yaptıklarını, şikayetçi ile aralarında bu şekilde bir ticari ilişki olduğunu ve çekten haberinin bulunduğunu, ancak sahte olduğunu bilmediğini belirtmek suretiyle tevilli ikrarda bulunduğu, kullanılan sahte çekle ilgili olarak kendisinin de menfaatinin olduğu ve çeki nereden aldıklarını ispat edemediği anlaşılmakla; Ağır Ceza Mahkemesi’nin 24.04.2013 tarih ve 2012/59-2013/213 sayılı kararına yönelik Adalet Bakanlığı'nın kanun yararına bozma istemine dayalı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nca düzenlenen ihbarname içeriği yerinde görülmediğinden, kanun yararına bozma isteminin REDDİNE, 28.09.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy