Nitelikli dolandırıcılık suçundan sanık ...'un, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 158/1-f, 62/1 ve 52/2. maddeleri gereğince 2 yıl 6 ay hapis ve 12.000,00 Türk lirası adli para cezaları ile cezalandırılmasına dair İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 14/12/2011 tarihli ve 2010/320 esas, 2011/336 sayılı kararının Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 11/01/2016 tarihli ve 2013/21501 esas, 2016/5 karar sayılı ilâmı ile onanarak kesinleşmesini müteakip, hükümlü müdafii tarafından yapılan yargılamanın yenilenmesi talebinin reddine ilişkin anılan Mahkemenin 16/03/2017 tarihli ve 2010/320 esas, 2011/336 sayılı ek kararına yönelik itirazın reddine dair mercii İzmir 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 20/04/2017 tarihli ve 2017/484 değişik iş sayılı karar aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığınca verilen 13.06.2017 gün ve 94660652-105-35-5478-2017 sayılı kanun yararına bozma talebine dayanılarak dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 19.06.2017 gün ve 2017/38069 sayılı tebliğnamesiyle dairemize gönderilmekle okundu.
Kanun yararına bozma isteyen tebliğnamede;
İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 14/12/2011 tarihli kararını müteakip, sanık müdafiinin, Türk Ceza Kanunu'nun 168. maddesinde yer alan etkin pişmanlık hükümlerinin sanık hakkında uygulanması gerektiğinden bahisle yaptığı yeniden yargılanma talebinin reddine karar verilmiş ise de,
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 11/03/2014 tarihli ve 2012/3-909 esas, 2014/121 sayılı kararında, “Delil ve olayların, yargılamanın yenilenmesi nedeni olarak kabul edilebilmesi için "yeni" olması gerekmektedir. Hükmü veren mahkemeye bildirilmemesi sebebiyle, hükümde dikkate alınmamış olan her olay ve delil hükümlü tarafından bilinip bilinmemesi önemli olmaksızın "yeni" olarak nitelendirilmektedir. Olay ya da delilin yeniliği, olayın kesin hükümden sonra meydana gelmiş olmasıyla değil, kesinleşmiş olan hükmün verilmesi sırasında değerlendirilip değerlendirilmediği ile bağlantılıdır. Kesin hükümden önce meydana gelen ancak mahkemenin bilgisine sunulmayan ya da mahkeme tarafından değerlendirilmeyen deliller ve olaylar da "yeni" sayılmalıdır. Bu doğrultuda hükmü veren mahkemeye bildirilmediğinden yargılama yapılırken değerlendirilemeyen her türlü olgu ve delil de "yeni" sayılmaktadır.” şeklindeki açıklamalar nazara alındığında,
Somut olayda, sanık müdafii tarafından yargılamanın yenilenmesi talebine ilişkin dilekçe ekinde bulunan 20/03/2010 tarihli "ANLAŞMA" ve 30/06/2010 tarihli "İBRANAME" başlıklı belgelerin incelenmesinde, suça konu çek sebebiyle mağdurun uğramış olduğu zararın, karar tarihinden önce giderildiği hususuna ilişkin oldukları, yine ilk aşamadan itibaren sanık tarafından yapılmış olan savunmalarda da olay nedeniyle mağdurun zararının giderildiğinin belirtildiği, ayrıca "ANLAŞMA" başlıklı belgede tanık olarak imzaları bulunan Musa Elbirlik ve İsmail Hakkı Patlar'ın dinlenilmesinin mağdurun uğramış olduğu zararın giderilip giderilmediği hususunda olayı aydınlatacak mahiyette bulunduğu, kaldı ki mağdurun istinabe suretiyle Zile Ağır Ceza Mahkemesinde vermiş olduğu 27/10/2011 tarihli beyanında olay nedeniyle meydana gelen zararının giderilmesini istemediğini belirtmesi karşısında, sanık hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının karar yerinde tartışılması gerektiği de gözetildiğinde, yargılamanın yenilenmesi talebi olarak ileri sürülen delillerin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 318 ilâ 321. maddeleri uyarınca yargılamanın yenilenmesini gerektirecek mahiyette olup olmadığının tespiti bakımından, kabule değer görülerek, toplanacak diğer delillerle birlikte değerlendirildikten sonra, yargılamanın yenilenmesinin kabul veya reddine karar verilmesinin uygun olacağı gözetilmeden, itirazın bu yönden kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden 5271 sayılı CMK.nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozma talebine dayanılarak ihbar olunmuştur.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
5271 sayılı CMK’nın 311. maddesinde, hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesi nedenleri sınırlı olarak sayılmış olup, aynı maddenin 1. fıkra “e” bendinde, “Yeni olaylar veya yeni deliller ortaya konulup da bunlar yalnız başına veya önceden sunulan delillerle birlikte göz önüne alındıklarında sanığın beraatını veya daha hafif bir cezayı içeren kanun hükmünün uygulanması ile mahkûm edilmesini gerektirecek nitelikte olursa” şeklinde düzenlenmiştir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 11.03.2014 tarih ve 2012/3-909, 2014/121 sayılı kararı ile daha birçok kararında da belirtildiği üzere, delil ve olayların, yargılamanın yenilenmesi nedeni olarak kabul edilebilmesi için "Yeni" olması gerekmektedir. Hükmü veren mahkemeye bildirilmemesi sebebiyle, hükümde dikkate alınmamış olan her olay ve delil hükümlü tarafından bilinip bilinmemesi önemli olmaksızın "Yeni" olarak nitelendirilmektedir. Olay ya da delilin yeniliği, olayın kesin hükümden sonra meydana gelmiş olmasıyla değil, kesinleşmiş olan hükmün verilmesi sırasında değerlendirilip değerlendirilmediği ile bağlantılıdır. Kesin hükümden önce meydana gelen ancak mahkemenin bilgisine sunulmayan ya da mahkeme tarafından değerlendirilmeyen deliller ve olaylar da "Yeni" sayılmalıdır.
Daha önceden mahkemeye bildirilen ancak mahkeme tarafından değerlendirilerek inandırıcı bulunmadığı için dikkate alınmayan delil ve olgular "Yeni" değildir. Buradaki yenilikten anlaşılması gereken taraf bakımından değil, mahkeme bakımından olay ya da delilin yeni olmasıdır. Mahkemece bilinmeyen, incelenmeyen, yargılama konusu yapılmayan ve bu nedenle değerlendirilmeyen deliller "Yeni delil veya olay" kapsamındadır.
Hükümlü müdafi tarafından talep dilekçesinin ekinde sunulmuş olan ve şikayetçi ...’un da imzasını içeren 08.12.2010 tarihli tutanakta, borcun üç taksit halinde ödeneceğinin yazılı olduğu; şikayetçi tarafından düzenlendiği belirtilen 30.06.2010 günlü ibraname başlıklı belgede ise, şikayetçinin tüm alacağını tahsil ettiği konusunda beyanının bulunduğu anlaşılmış ise de; hükümlünün yargılama aşamasında 08.04.2011 günlü oturumda vermiş olduğu ifadesinde, çek bedelini şikayetçiye ödediğini ve belgesinin olduğunu belirtmesinden sonra şikayetçinin 27.10.2011 günü alınan beyanlarında, kamyonunun kendisine iade edilmediğini, olay nedeniyle meydana gelen zararının giderilmediğini belirtmesi ile hükümlü müdafine süre verilmesine rağmen ödemeye ilişkin belge sunamaması ve ibraname olarak sunulan belgenin şikayetçinin beyanının alındığı 27.10.2011 tarihinden öncesini kapsaması nedeniyle belirtilen belgenin hüküm verilmeden önce düzenlendiği hususunda tereddüt oluşturması, yine TCK’nın 168. maddesinde yer alan etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için zararın giderilmesi yanı sıra failin pişmanlık göstermesinin de aranacağı hususları birlikte değerlendirildiğinde, yargılamanın yenilenmesi isteminin reddine ilişkin İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesinin kararında isabetsizlik bulunmadığından, bu karara karşı yapılan itirazın reddine dair İzmir 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 20.04.2017 tarih ve 2017/484 değişik iş sayılı kararına yönelik yerinde görülmeyen kanun yararına bozma isteminin REDDİNE, 10.07.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy