Dolandırıcılık suçundan sanık ...’un, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 157/1, 62/1 ve 52/2. maddeleri gereğince 1 yıl 3 ay hapis ve 240,00 Türk lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına dair Balıkesir 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 07/07/2011 tarihli ve 2011/285 esas, 2011/322 sayılı kararının Yargıtay 23. Ceza Dairesinin 20/05/2015 tarihli ve 2015/751 esas, 2015/1634 karar sayılı ilamı ile onanmak suretiyle kesinleşerek infazı sırasında, 02/12/2016 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 34. maddesi ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 253. maddesinde yapılan değişiklik neticesinde infaza konu ilamdaki suçun uzlaştırma kapsamına alındığından bahisle hükümlünün hukuki durumunun yeniden değerlendirilerek, infazın durdurulup durdurulmayacağına dair bir karar verilmesi talebinin reddine ilişkin anılan Mahkemenin 09/12/2016 tarihli ve aynı sayılı karar aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığınca verilen 15/06/2017 tarih ve 94660652-105-10-5283-2017-Kyb sayılı kanun yararına bozma talebine dayanılarak dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 29/06/2017 tarih ve 2017/39610 sayılı tebliğnamesiyle dairemize gönderilmekle okundu.
Kanun yararına bozma isteyen tebliğnamede;
Dosya kapsamına göre, sanığın mahkumiyetine konu kendisini kamu kurumu olan Sosyal Güvenlik Kurumu müdürü olarak tanıtması suretiyle gerçekleştirdiği dolandırıcılık eyleminin karar tarihi itibariyle basit dolandırıcılık suçunu oluşturup nitekim Yargıtay 23. Ceza Dairesince de hükmün onanmasına karar verildiği dikkate alındığında, karar tarihinden sonra mahkumiyet hükmünün infazı sırasında 6763 sayılı Kanun değişikliği ile kişinin kendisini kamu görevlisi olarak tanıtması şeklindeki dolandırıcılık eylemlerinin 5237 sayılı Kanun’un 158. maddesine eklenen “l” bendi ile nitelikli dolandırıcılık suçuna vücut verecek şekilde yeniden düzenlenmesinin 5237 sayılı Kanun’un 7/2. maddesi uyarınca sanık aleyhine değerlendirilemeyeceği, hükmün infazının durdurularak 5271 sayılı Kanunu’nun 253. maddesindeki esas ve usullere göre uzlaştırma işlemlerinin yerine getirilmesi için dosyanın uzlaştırma bürosuna gönderilmesi gerektiği gözetilmeksizin, yazılı şekilde talebin reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden 5271 Sayılı CMK'nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozma talebine dayanılarak ihbar olunmuştur.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Hükümlünün eyleminin suç tarihinden sonra yürürlüğe giren, TCK’nın 158/1-L maddesi kapsamında kaldığından bahisle uzlaştırma hükümlerinin uygulanamayacağı gerekçe gösterilerek infaz durdurma ve uyarlama taleplerinin reddine karar verilmiş ise de; 5271 sayılı CMK’nın 253 ve 254. maddelerinde düzenlenen uzlaşma, sadece sanığa değil aynı zamanda ve öncelikle, mağdurun zedelenen hukukunun düzeltilmesine hizmet amacı gütmesi ve biçimi itibariyle bir ceza yargılaması müessesesi olsa da, fail ile devlet ilişkisini sona erdirmesi bakımından maddi ceza hukukunu da ilgilendirmesinden ötürü kesinleşmiş kararlar yönünden de uzlaştırma hükümlerinin uygulanacağı dikkate alındığında; eylemin suç tarihi itibariyle TCK’nın 157/1. maddesinde yer alan basit dolandırıcılık suçu kapsamında kalması ve bu hükmün aynı kanunun 158/1-L maddesine göre daha lehe olması nedeniyle 5237 sayılı Kanun’un 7/2. maddesi uyarınca uzlaştırma hükümlerinin uygulanması gerekeceğinden, talebin kabulü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet bulunmadığından, kanun yararına bozmaya atfen düzenlenen ihbarnamedeki düşünce yerinde görülmekle, Balıkesir 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 09.12.2016 tarih ve 2011/285-322 sayılı kararının, 5271 sayılı CMK'nın 309. maddesi gereğince BOZULMASINA, aynı maddenin 4. fıkrasının (a) bendi uyarınca müteakip işlemlerin mahal mahkemesince yerine getirilmesine, hükümlü, bu suçtan cezaevine alınmışsa, İNFAZIN DURDURULMASINA, başka suçtan tutuklu veya hükümlü değilse bu suçtan derhal tahliyesi için ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına müzekkere yazılmasına, 09.10.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.