(818 S. K. m. 356)
Dava: Taraflar arasındaki davanın Kadıköy Asliye 3. Hukuk Mahkemesinde yapılan duruşması sonunda ödetmeye ilişkin olarak verilen karar incelendi ve de görüşüldükten sonra işin gereği düşünüldü:
Karar: 1 - Davacılar vekili, hazineye yatırılan 16.850 lira Emlak Alım Vergisinin, davalıya ödetilmesini istemiş, sözleşme hükümlerinin bunu gerektirdiğini ileri sürdüğü gibi davalının sözleşmeye aykırı davranması sonucu bu verginin yatırılma zorunluluğunun da doğduğunu, dava dilekçesinin 4. bendinde açıkça belirtmiştir.
Yerel mahkemece, Kadıköy Noterliğinin 22.10.1970 gün, 43009 sayılı ve 22.10.1970 gün 42787 sayılı belgelerine dayanılarak istem doğrultusunda ödetme kararı verilmiştir. 2- Oysa, taraflar arasında düzenlenen 24.7.1968 günlü arsa payı karşılığında kat yapımı sözleşmesinde emlak alım vergisinin davalı yükleniciye ait olacağına ilişkin bir hüküm yer almış değildir. Gerçekten de bu sözleşmenin kurulduğu sırada emlak alım vergisi yasasında bir değişiklik yapılmamıştır. İleride çıkacak yasalarla öngörülecek vergilerin de davalı yükleniciye ait olacağı konusunda 24.7.1968 günlü sözleşmeye bir hüküm de konmamıştır. Emlak alım vergisini ödeme yükümü, 10.8.1970 gününde yürürlüğe giren 1318 sayılı yasa ile 198 sayılı Emlak Alım Vergisi Yasasında yapılan değişiklikle yeniden düzenlenmiştir. Az önce yukarıda anılan 198 sayılı yasanın 1318 sayılı yasa ile değiştirilen 1 ve yine bu yasa ile 2. maddeye eklenen fıkraya göre, Emlak Alım Vergisi mükellefleri) davacılardır. Demek ki, sonradan yürürlüğe konan bir yasa uyarınca davacılar mükellef durumuna sokulmuşlardır. Vergi borçlusu davacılar olduğundan, davalı yüklenicinin bir borç altına girmesi, taraflar arasında yapılacak bir sözleşme ile sağlanabilir ve bu durumda aralarında kişisel borç ilişkisi kurulabilir. Yerel mahkemenin kararında dayandığı 22.10.1970 gün, 43009 sayılı sözleşmenin 6 ve 7. maddeleriyle davalının davacılara karşı böyle bir borç altına girdiği kabul edilemez. Şundan ötürü ki, 6 ve 7. maddelerde, davalının bazı işlemleri yürütmek ve bu arada vergiyi ödemek üzere kendisinin vekil olarak atanacağı açıkça yazılıdır. Üstelik 22.10.1970 gün, 42787 sayılı vekaletname ile kuşkuya yer bırakmayacak yolda namınıza hareketle Emlak ve İskan vergilerini yatırmaya da yetkili olmak üzere davacılar tarafından davalının vekil diye atandığı saptanmıştır. Öyleyse, davalının emlak alım vergisi mükellefleri davacıların vekili niteliği ile bu vergiyi yatırmasının öngörülmesi, vekillik ilişkisinin dışında davalının davacılara karşı borç altına girmediğini kesinlikle ortaya koymaktadır. Bu duruma göre, yerel mahkemece, vergi yükümlüsü davacılara karşı davalının emlak alım vergisini ödeme borcu altına girdiği kabul edilerek ödetme kararı verilmesi doğru değildir.
3 - Ne var ki, dava dilekçesinin 4. bendinde ileri sürülen ve davalının sözleşmeye aykırı davranması sonucu sonradan yürürlüğe konan bir yasa ile davacıların, vergi yükümlüsü sayılıp emlak alım vergisini ödemek zorunda kaldıkları yolundaki iddia üzerinde durulmalı ve bu yönden de dava çözüme bağlanmalıdır. Gerçekten, 24.7.1968 günlü esas sözleşme hükümleri çevresinde davalının eseri 1 yıl içinde yapıp davacılara teslim borcunun, 1318 sayılı yasanın yürürlüğe girdiği 10.8.1970 gününden önce yerine getirilmesi söz konusu olduğu halde davalı bu sözleşmeye aykırı davranıp yüklendiği edimi sözleşme uyarınca yerine getirmemesi ve 10.8.1970 gününden sonra davacıların emlak alım vergisini ödemek zorunda kalmaları, davalının sözleşmeye aykırı davranmasının bir sonucu olduğunun saptanması durumda, 16.850 liranın ödetilmesi istemi haklı ve yerinde görülebilir.
Yerel mahkemenin açıklanan doğrultuda soruşturma ve inceleme yaparak davalının sözleşmeye aykırı davranması sonunda davacıların emlak alım vergisini ödemek zorunda kalıp kalmadıkları, eğer davalı sözleşme hükümlerine uysa idi, davacıların bu vergiyi ödemelerinin söz konusu olup olmayacağı belirlenmek ve varılacak uygun sonuç çevresinde bir karar verilmek üzere hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, istek olursa temyiz peşin harcının davalıya iadesine ve murafaa için takdir edilen 1.000 lira avukatlık ücretinin davacılardan alınıp davalıya ödenmesine, 20.10.1975 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy