(818 S. K. m. 106, 108, 358)
Dava: Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün duruşmalı olarak temyizen tetkiki davalı vekili tarafından istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen günde davalı vekili ... geldi. Davacı vekili gelmedi. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan davalı vekili dinlendikten sonra vaktin darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması başka güne bırakılmıştı. Bu kere dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı arsa sahibi; arsa payı karşılığı inşaat yapmayı üstlenen davalı yüklenicinin bu edimini süresinde yerine getirmediğini ileri sürerek, eser sözleşmesinin feshine ve daha önce davalıya geçirilmiş bulunan 78/136 arsa payının iptali ile tekrar kendi adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı yüklenici ise; bürokratik engellerle işin geciktiğini, büyük bir yatırım yaptığını, işi bitirmek üzere olduğunu ve bu aşamada akdin feshinin iyi niyetle bağdaşmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkeme; davalı yüklenicinin, süresinde işi bitiremeyerek temerrüde düştüğü, yargılama aşamasında inşaatın % 96 seviyesine geldiği, temerrüt nedeniyle davacı arsa sahibinin sözleşmeyi fesihte haklı olduğu, ancak inşaatın geldiği seviye itibariyle bu feshin ileriye etkili olabileceği, gerekçesiyle akdin ileriye etkili feshi anlamında davalı üzerindeki payın 70/136 oranına indirilmesine ve buna karşılık 8/136 arsa paylı zemin kattaki giriş sağda bulunan dükkanın davacıya ait olduğunun tespit ve tesciline, hükmetmiştir.
Kararı, davalı yüklenici vekili temyiz etmiştir.
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Dava, istisna (eser) sözleşmesinden borçlu temerrüdü nedeniyle dönülmesi (BK.'nun m.106/II, son) ve daha önce verilmiş arsa payının iptali ile tekrar arsa sahibi adına tescili (BK. m.108/I) istemine ilişkindir.
Borçlu temerrüdüne ilişkin özel bir hüküm bulunmadığından, bu konuda başvurulması gereken, BK.'nun 106. maddesindeki genel hükümdür. BK.'nun 106. maddesi ise, ani edimli sözleşmelerde borçlu temerrüdünü düzenlemiş olup, bu maddeye göre sözleşmeden dönme, geriye etkili hukuki sonuç doğurur.
Eser sözleşmesi de ani edimli sözleşmelerden olmakla birlikte, özel bir türü olan arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi, ani-sürekli karmaşığı bir nitelik taşımaktadır. Böyle bir sözleşmeden, yüklenicinin temerrüdü nedeniyle dönüldüğü anda, yapının tamamlandığı kısmın kapsamı bazen o dereceye ulaşmış olur ki, bu dönmenin geriye etkili sonuç doğurmasını beklemek, iş sahibi lehine, yüklenici aleyhine anormal bir durum meydana getirir. Bu nedenle, Yargıtay Büyük Genel Kurulu 25.1.1984 gün ve 3-1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile anılan durumlarda, haksız sonuçlara varılmasını önlemiş, olayın niteliğinin ve özelliğinin haklı gösterdiği hallerde, MK.'nun 2. maddesi hükmünü gözeterek, sözleşmenin ileriye etkili sonuç doğuracağını ve dolayısıyla yüklenicinin, inşaatın oranına göre yaptığı işin bedelini ve iş sahibinin de, yüklenicinin kusuruna bağlı "Tüm zararı"nı talep edebileceklerini kabul ederek, taraflar yararına karşılıklı bir denge kurmuştur.
Somut olayda, mahkemece inşaatın tamamlandığı % 96 oranına göre, ileriye etkili feshe karar verilmesi yerindedir. Ne var ki, hükme esas alınan bilirkişi raporunda, ileriye etkili fesih nedeniyle taraflara verilmesi gereken payların belirlenmesinde hangi unsurların etken olduğu ve davacının uğradığı zararların iptal kararının oranında nazara alınıp alınmadığı, anlaşılamamaktadır.
Bu itibarla, bilirkişilerden ek rapor alınarak, yüklenicinin yaptığı işin oranı ve değeri ile iş sahibinin, yüklenici temerrüdü nedeniyle uğradığı tüm zararının (eksik işler vs.) mali karşılığı ve bunların taraf paylarına yansıyan oranının tespiti ile bu orana tekabül eden bir bağımsız bölüm payının veya bir bağımsız bölümün şüyulandırılması suretiyle bulunacak payın, kazanılmış hak da gözetilerek, iptal ve tescili yoluyla sonuca varılması gerekirken, Yargıtay denetimine elverişli bulunmayan soyut içerikli rapora dayanılarak hüküm tesisi doğru olmamış ve kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz olunun kararın, yukarıda 2. bentte açıklanan nedenle temyiz eden davalı yararına BOZULMASINA, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının da 1. bent uyarınca reddine, 750.000 TL. duruşma vekalet ücretinin duruşmada vekille temsil edilen davalıya verilmesine, istek halinde ödediği temyiz peşin harcının temyiz eden davalıya iadesine, 13.03.1997 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy