(1086 S. K. m. 87/son, 185/2) (YHGK. 28.03.1990 T. 1990/5-96 E. 1990/206 K.)
Dava: Bozmaya uyularak verilen hüküm taraflar vekillerince temyiz edilmiş ve davacı vekili duruşma istemiş olmakla, duruşma için tayin edilen günde davacı asil Y. A. geldi. Davalı vekili gelmedi. Temyiz dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan davacı asil dinlendikten sonra vaktin darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması başka güne bırakılmıştı. Bu kere dosyadaki kağıtlar okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: 1- Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm vermiş olmasına ve bozmanın şumulü dışında kalarak kesinleşmiş cihetlere ait temyiz itirazlarının incelenmesi artık mümkün bulunmamasına göre davalının tüm, davacının ise aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2- Faiz, asıl alacağın bir bölümü olmayıp, onun fer'i nitelikte ve fakat ayrı bir alacaktır. Davalı iddianın genişletilmesine muvafakat etmezse davacının asıl alacak davasında ıslah yolu ile bile faiz istemesine imkan yoktur. Zira ıslah yolu ile müddeabih artırılamaz (HMUK 87/son mad.). Bu halde ancak faiz için ayrı bir dava açılabilir.
Somut olayda, davacının her ne kadar dava dilekçesinde faiz talebi mevcut değil ise de bilahare verdiği 5.6.1992 tarihli dilekçesinde dava tarihinden itibaren kanuni faiz talebinde bulunmuş, bu dilekçe 8.6.1992 tarihli oturumda dosya arasına konularak davalı vekiline elden tebliğ edilmiştir. Davalı vekili dilekçe içeriğine muttali olduğu halde davacının sonradan faiz istemesine iddianın tevsi edildiği yolunda karşı çıkmamış ve böylece tevsie zımnen muvafakat etmiştir. Davalı tarafın iddianın genişletilmesine muttali olduğu halde zamanında bir itirazda bulunmaması nedeniyle (HUMK 185/2. mad.) ve esasen davacının adına bankaya yatırılan paranın tahsili anında faiz yönünden itirazı kayıt ileri sürdüğü de gözetilerek, HGK' nin 28.3.1990 tarih, 5/96-206 sayılı kararı doğrultusunda hüküm altına alınan alacağa dava tarihinden itibaren faiz yürütülmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile faiz talebinin reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı görülmüş, karar bu yönden bozmayı gerektirmiş ise de bu yanlışlığın giderilmesi, yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden HUMK 438/7 maddesi uyarınca hükmün düzeltilerek onanması uygun bulunmuştur.
Sonuç: Yukarıda 2. bentte yazılı nedenlerle, yerel mahkeme kararının hüküm fıkrasının 5. bendinde yer alan Davacının faiz talebi olmadığından lehine karar verilmesine yer olmadığına. -Her ne kadar davacı dilekçesinin sonuç bölümünde her türlü dava ve avukatlık ücretini beyan etmişse de bu yazılı beyanı faizi kapsamadığı açıkça yargılama giderini kapsadığı, bu nedenle açıklatmaya gerek olmadığı gerekçesiyle- kelime dizelerinin tamamıyla hüküm fıkrasından çıkarılmasına, yerine Hükmolunan 107.575.544 TL alacağa 27.12.1991 dava tarihinden itibaren 1.1.1998 tarihine kadar % 30, bu tarihten tahsil tarihine kadar % 50 yasal faiz yürütülmesine, kelime dizelerinin yazılmasına, hükmün değiştirilmiş ve düzeltilmiş bu şekil ile ONANMASINA, 1. bentte yazılı nedenlerle davalının tüm, davacının ise diğer temyiz itirazlarının reddine, duruşmada vekille temsil olunmayan davacı yararına duruşma vekalet ücreti tayinine yer olmadığına, fazla ödediği temyiz peşin harcının temyiz eden davacıya geri verilmesine, aşağıda yazılı bakiye 3.099.100 lira ilam harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, 17.06.1998 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy