(818 S. K. m. 105) (1086 S. K. m. 299)
Dava: Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün duruşmalı olarak temyizen tetkiki davalı vekili tarafından istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen günde davacı vekili ile vekili geldi. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan taraflar avukatları dinlendikten sonra vaktin darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması başka güne bırakılmıştı. Bu kerre dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davada, BK.nun 105.maddesine dayalı olarak bir miktar para borcunun ödenmesindeki gecikme sebebiyle geçmiş günler faizi ile karşılanamayan zararın tahsili istenmiştir. Yasadaki ifadesi ile istenen "munzam zarar"dır.
Kural olarak, bu zararın istenebilmesinde alacaklının temerrüt faizi ile karşılanandan daha çok zarara uğraması ve borçlunun kusurlu olması koşulları aranır.
Olayda, Dairemizin 21.6.2002 günlü onama ilamına bazı gerekçelerin yazılmış olması, mahkemenin 22.3.2001 günlü ilamı ile hüküm altına aldığı 110.000.000 TL. alacak bakımındandır. Yoksa, 22.3.2001 günlü kararın onanmış olması 110.000.000 TL.dışında ne bilirkişi raporunun kesinleşmesi, ne de hüküm altına alınan miktar dışındaki araştırma ve uygulamanın yeterli görüldüğü anlamına gelmez.
Yukarıda da söylendiği gibi BK.105.maddesine dayanarak munzam zarar isteyen alacaklının, öncelikle temerrüt faizi ile karşılanandan daha çok bir zarara uğradığını rapor etmesi gerekir.
Dairemizin yerleşik uygulamasına göre bu ispat, ancak somut şekilde, örneğin; para alacağının geç ödenmesi nedeniyle bankadan kredi kullanılıp faiz ve komisyon ödenmesi, bu alacağın geç alınmasından ötürü icra takiplerine uğranılması ya da yine bu gecikmeden dolayı sabit bir değerin daha az bir fiyatla elden çıkarılması gibi yapılabilir. Kuşku yokki, böyle bir araştırmaya girişilirken sözü edilen örneklerle zarar arasında illiyet bağının varlığı da aranmalıdır. İlke olarak başkalarına ait taşınmaz malların satışı veya araç satışları ile munzam zarar arasında illiyet bağı olduğu düşünülemez. Yine, HUMK.nun 299.maddesince adi yazılı borçlanma belgelerinin munzam zarar borçlusunu bağlamayacağı da düşünülmelidir. Şayet, temerrüt faizini aşan zarar yukardan beri sayılan biçimde somut olarak kanıtlanamamışsa bunun başka türlü bir yolla ispat edilmiş olduğu kabul edilemez. Bundan dolayı davacının munzam zararını bazı varsayımlara dayalı olarak gerçek sayan ve bunu bazı yöntemlerle hesaplayan bilirkişi görüşü ile benimseyen mahkeme hükmünde yasaya uygun bir yan yoktur.
Bu durumda mahkemece yapılması gereken iş; davacıya munzam zararını yukardan beri söylenenler doğrultusunda kanıtlama fırsatı tanımak, bu konudaki somut delillerini isteyip toplamak, önceki kesinleşen miktarı da gözeterek lüzumunda yeni bir heyete bilirkişi incelemesi de yaptırılarak kanıtlanan kadarı ile istemi hüküm altına almak, aksi halde davayı reddetmekten ibarettir. Mahkemece tüm bu yönler dikkate alınmayarak ve Dairemizin 21.6.2002 günlü ilamına da yanlış anlam verilerek istemin kabulü doğru olmadığından karar bozulmalıdır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan sebeplerle temyiz olunan kararın davalı yararına BOZULMASINA, 375.000.000 TL. duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak vekille temsil olunan davacılara verilmesine, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davacılara geri verilmesine, 25.3.2004 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy