(1086 S. K. m. 519)
Dava: Davacı İ. İnşaat A.Ş. ile davalı T. Bankası A.Ş. arasında çıkan anlaşmazlığın çözülmesi için seçilen Hakem kurulu tarafından verilen 18.12.2003 tarihli kararın duruşmalı olarak temyizen tetkiki davalı vekili tarafından istenmiş ve dosya İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesince 8.3.2004 tarih ve 2004/1 sayılı yazı ile gönderilmiş olmakla duruşma için tayin edilen günde davacı vekilleri avukat N.S. ve avukat Y.E., davalı T. Bankası vekili avukat M.Ç. geldi. Davalı T. A.Ş.vekili gelmedi. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan taraflar avukatları dinlendikten sonra dosyadaki kâğıtlar okundu işin gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı İ. A.Ş. tarafından davalılar T. A.Ş. ve T. Bankası A.Ş. aleyhine hakemde dava açılmış, davalı T. Bankası tarafından bu davanın hakemlerde görülemeyeceği çünkü diğer davalı ile davacı arasında imzalanan sözleşmeye taraf olmadığını bu yüzden kendisine husumet düşmeyeceğini belirtmiş ve İstanbul Asliye 6. Ticaret Mahkemesinin 2003/1132 Esasında kayıtlı bulunan davada HUMK 519. maddesine dayanarak dava açmıştır. Davanın halen derdest olduğu görülmektedir. Hakeme açılan bir davada, davanın hakemde görülemeyeceği yolunda bir iddia ileri sürülmesi halinde hakemler kendilerinin davaya bakıp bakmayacakları hakkında bir karar veremezler. Bu konuda karar verme yetkileri yoktur. Davalılarca görev itirazı ileri sürüldüğü takdirde hakemin davaya bakıp bakamayacağı HUMK 519. maddesi uyarınca mahkemece karara bağlanmalıdır. Mahkemede HUMKnun 519. maddesi gereğince açılan dava, hakemlerin görevini belirleyeceğinden hakemlerce bekletici mesele kabul edilerek mahkemece verilecek karar sonucunda hakemlerin davaya bakabilecekleri kesinlik kazanırsa davayı esastan sonuçlandırmalıdır. Hakemlerin davaya bakamayacaklarına karar verildiği takdirde ise davalı T. Bankası hakkında açılan davanın görevsizlik nedeniyle reddine karar verilmelidir. Görevle ilgili dava sonucu beklenmeden davanın esası hakkında karar verilmesi doğru olmamış kararın bozulması uygun bulunmuştur.
Sonuç: Yukarıda açıklanan sebeplerle kararın BOZULMASINA, bozma nedenine göre esasa ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 375.000.000.-TL duruşma vekillik ücretinin davacıdan alınarak vekille temsil olunan davalı T. Bankasına verilmesine, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine, 01.07.2004 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
Karşı Oy Yazısı
Hakemdeki dava T. A.Ş. ile T. Bankası A.Ş. aleyhine açılmıştır. Davaya konu 18.6.1997 tarihli sözleşme, davacı İ. İnşaat A.Ş. ile T. A.Ş. arasında imzalanmış diğer davalı T. Bankası A.Ş. sözleşmede taraf olmadığı gibi imzası da bulunmamaktadır. Sözleşmenin Anlaşmazlıkların Çözümü başlıklı 35. maddesinin taraflarını bağlayacağı, dolayısıyla T. A.Ş. yönünden hakemlerin görevli olduğu açıktır. Görülmekte olan bu davada banka aleyhine husumet yöneltilip yöneltilemeyeceği esasen hakemlerce incelenecektir. Hakemlerin bu davada tümüyle görevli olmadıklarından söz edilemeyeceğine, husumeti de incelemek ve bir karar vermek durumunda bulunduklarına ve Yargıtayca temyiz aşamasında bu husus incelenebileceğine göre HUMKnun 519. maddesince davalı bankanın açtığı davanın iş bu davada bekletici sorun yapılmasına gerek yoktur.
Belirtilen bu nedenlerle davalı T. Bankası A.Ş.nin husumete yönelik temyizinin incelenmesi gerektiğinden çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.
Aysel Özgür - Üye
Karşı Oy Yazısı
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 516. maddesi hükmü gereğince; kural olarak iki taraf aralarındaki anlaşmazlığı çözmek için hakem atayabilirler. Tahkim, özel bir sözleşme ile yapılabileceği gibi her hangi bir sözleşmeye bundan doğan beklenen anlaşmazlığın hakemler aracılığıyla çözümüne ilişkin bir şart da yazılabilir. Tahkimin yazılı olması gerekir. HUMKnun 516. maddesinde gösterilen sözleşme ve şart yazılı olarak tespit edilmedikçe yok hükmündedir (HUMK md. 517). Her sözleşmede olduğu gibi tahkim sözleşmesi, ancak ona taraf olanlar arasında geçerlidir. Sözleşmeler, taraf olmayanlar hakkında hiçbir sonuç doğurmazlar. Hakemler de ancak tahkim sözleşmesinde yahut tahkim şartını taşıyan sözleşmede taraf olanlar arasındaki davayı görmeye yetkilidirler. Çünkü, hakemler görev ve yetkilerini bu nitelikteki bir sözleşmeden alırlar. Tahkim sözleşmesine yahut tahkim şartını içeren bir sözleşmeye yabancı olan üçüncü kişiler tahkim akdinde taraf olanların iradelerine ve arzularına karşın kendilerinin leyh ve aleyhlerindeki uyuşmazlıkların hakemler tarafından karara bağlanmasını isteyemezler.
Tahkim şartını içeren eser sözleşmesi davacı şirket ile davalılardan T. A.Ş. arasında yapılmış olup, diğer davalı Banka bu sözleşmenin tarafı değildir. İnşaat yapılacak taşınmaz, kayden maliki olan T. A.Ş. tarafından kendisine geri alım hakkı tanınarak davalı bankaya satılmıştır (TMK. md. 736). Geri alma bedeli, taşınmazın temlikine ilişkin akit tablosunda açıklıkla gösterilmiş ve satıcı şirket adına yüklenici davacı şirkete yapılacak ödemelerin de bu bedele dahil olduğu açıklanmıştır. Geri alım bedeli Medeni Yasanın 846. maddesi gereğince taşınmaz yükünün değeri olarak tapu kütüğünde gösterilen miktardır. Belirtilen temlike ilişkin akit tablosu incelendiğinde, davacı ile T. A.Ş. arasındaki sözleşmenin davalı Bankaya devrine yönelik hiçbir kaydın bulunmadığı açıkça anlaşılmaktadır. Bankanın davacıya yaptığı iş bedeli ödemeleri iş sahibi T. A.Ş.ye tahsis olunan kredi kapsamındaki vefa hakkı ile yükümlü olarak satılan satım bedeline mahsubendir. Sözleşmenin devri ise, asıl sözleşmenin taraflarından birisinin sözleşme ilişkisinden çıkması ve sözleşmeyi devralan kişinin asıl sözleşmenin taraflarından birisi haline gelmesidir. Özetle denilebilir ki, sözleşmenin devri hukuki ilişkinin devralana aktarılması sonucunu doğurur. Az yukarıda açıklandığı ve 28.1.1994 günlü, 1993/4 Esas ve 1994/1 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında vurgulandığı üzere hakemler görev ve yetkilerini tarafların yapmış olduğu hakem sözleşmesi veya şartından alacağından, bu nitelikteki bir sözleşmenin tarafı olmayan kişi hakkında belirtilen nedenle hakemler karar veremeyeceğinden, davalı banka hakkındaki davanın pasif husumet yokluğu sebebiyle reddi gerekir. Bir subjektif hak istenebilecek kişi hakkında dava açılabilir. Pasif husumet ehliyeti dava koşulu olup, yargılamanın her aşamasında doğrudan gözetilmesi gerekir.
HUMKnun 519. maddesi gereğince, bir anlaşmazlığın hakemler aracılığıyla çözülüp çözülemeyeceği konusunda doğacak uyuşmazlık mahkemece, seri yargılama usulü ile çözülür. Bu davalar ise sözleşmenin taraflarınca açılabilir. Çünkü, bu dava ile uyuşmazlığın mevcut bir tahkim sözleşmesi yahut tahkim şartının kapsamına girip girmediğinin tespiti, bu nitelikteki bir sözleşmenin tarafınca istenebilir. Sözleşmenin tarafı olmayan kişi hakkında hakemde açılan davada husumet itirazında bulunabilme olanağı bulunduğuna göre HUMKnun 519. maddesine dayalı açılan davada da hukuksal yararı vardır denilemez. Belirtilen bu sebeplerle hükmün bozulması gerektiği görüşü ile sayın çoğunluğun bozma gerekçesine katılamıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy