(818 S. K. m. 42, 90, 98, 366)
Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Davalıya ait 34 H 5868 plaka sayılı Frontera marka hususi otomobilin bakım ve onarımının yapılması için davacının servisine 24.11.2001 tarihinde teslim olunduğu ve hukuksal niteliğince de, Borçlar Yasası'nın 355. maddesinde tanımlandığı üzere, bir sözlü "eser" sözleşmesinin yanlar arasında kurulduğu uyuşmazlık konusu değildir. Yanlar arasındaki uyuşmazlık, iş bedeli tutarına ve ödenip ödenmediğine ve ayrıca aracın işyerinden davalı iş sahibince teslim alınmaması sonucu yüklenici davacının maddi zararının gerçekleşip gerçekleşmediğine ilişkin bulunmaktadır.
Davalı tarafından, bakım ve onarım bedeli olarak 12.12.2002 tarihinde ve davanın yargılaması sırasında davacıya (560.000.000) TL ödenmiş ve faturada belirtilen alacağın fazlasına yönelik olarak itirazda bulunulmuş olup, fatura kapsamı kesinleşmemiştir (T.T.K. md. 23/2). Buna göre, taraflarca önceden iş bedeli kararlaştırılmadığından ve uyuşmazlık konusu olduğundan, iş bedelinin Borçlar Yasası'nın 366. maddesi gereğince işin yapıldığı yılın serbest piyasa rayici gözetilerek bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle mahkemece belirlenmesi zorunludur. O halde, mahkemece, belirlenecek iş bedelinden davanın yargılaması sırasında ödenen miktarın mahsubu ile ödenmesi gereken iş bedelinden fazla miktar olduğu takdirde tahsiline ve ödenen miktar yönünden ise davanın konusu kalmadığından uyuşmazlığın esası hakkında karar verilmesine gerek bulunmadığına hüküm verilmesi gerekirken Borçlar Yasası'nın 366. maddesi hükmü karşısında hukuksal olmayan bir gerekçe ile yanların ödenen iş bedeli miktarında anlaştıklarından bahisle yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olduğundan hükmün bozulması gerekmektedir.
Uyuşmazlık konusu işgal yada otopark bedeli olarak nitelendirilen tazminat davasına gelince; davacı yüklenici, en son Beyoğlu 7. Noterliği aracılığıyla davalıya gönderip 16.8.2002 tarihinde tebliğ olunan 14.8.2002 günlü ve 29121 yevmiye sayılı ihtarnamesiyle aracın onarımının yapıldığını bildirmiş ve on gün içinde 761.991.810 TL onarım bedelinin ödenmesini ve aracın teslim alınmasını istemiştir. Alacaklının temerrüdü genellikle "kabulden kaçınma" şeklinde gerçekleşmektedir(B.K. md. 90). Eser sözleşmesi, karşılıklı haklar ve borçlar içeren iki taraflı sözleşmelerdendir. Borçlar Kanununun 106/1.maddesine göre, karşılıklı borçları içeren bir sözleşmede, iki taraftan biri mütemerrit olduğu takdirde, alacaklı diğer taraf akdin ifasıyla birlikte gecikme sebebiyle gerçekleşen olumlu maddi zararının tazminini de isteyebilir. Ayrıca Borçlar Kanunu'nun 98/1. maddesi gereğince borçlu genel olarak her kusurundan sorumludur.
Somut olayda, davalı iş sahibi aracını teslim almada alacaklı temerrüdüne; iş bedelinin ödenmesinde de borçlu temerrüdüne, 27.8.2002 tarihinden itibaren davacı tarafından düşürülmüş bulunmaktadır. O halde, davacı yüklenici, alacaklı temerrüdü sonucu 27.8.2002 tarihi ile dava tarihi olan 1.11.2002 tarihi arasındaki süre içinde aracın davalı tarafından teslim alınmaması sebebiyle gerçekleşen maddi zararının giderilmesini davalıdan isteyebilecektir. Borçlar Yasası'nın 98/2. maddesi hükmü gereğince aynı Yasanın haksız eylemlerden doğan sorumluluğa ilişkin hükümleri, kıyasen akde aykırı hareketlere de uygulanır. Davalının aracının davacının işyerini haksız olarak işgali sonucu iş kaybı gerçekleşmiş ise buna bağlı olarak gelir kaybı ve dolayısıyla maddi zararının olacağı kuşkusuzdur. Örneğin; davalı aracının işgal ettiği servisteki alana araç konulamaması sebebiyle müşterilere servis vermede gecikme olabiliyorsa, iş kaybının gerçekleşmesi de kaçınılmaz olacaktır. Davalı temerrüde düşürüldüğü tarihten itibaren aracının işgal ettiği servis alanını kötü niyetli zilyet olarak da işgalinde bulundurduğundan burasını haksız alıkoymuş olması yüzünden hak sahibi davacıya vermiş olduğu zararları ödemek zorundadır(TMK. md. 995). Saptanan ve hukuksal durum bu olunca da; Borçlar Yasası'nın 42. maddesi hükmü de gözetilerek, yerinde keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmak suretiyle yukarda belirtilen temerrüt tarihi ile dava tarihi arasındaki süre için davacının maddi zararı belirlenerek hükmedilmesi gerekirken, buna ilişkin istemin reddi doğru olmamış ve hükmün açıklanan bu sebeplerle de bozulması gerekmiştir.
Kabule göre de; somut olayda iş bedelinin yargılama sırasında davalı tarafından kabul edilip ödenmiş olmasına ve bu işlemin davanın kısmen kabulü hükmünde bulunmasına karşın davacı yararına avukatlık ücretine hükmedilmemiş ve ayrıca red ve kabul oranı gözetilerek yargılama giderinin takdir edilmemiş olması doğru olmadığı gibi; ödenmiş olan iş bedeline dava tarihinden ödendiği tarih arasındaki süre için istemde gözetilerek yasal(reeskont) faiz tutarının hesaplanıp bulunacak tutara hükmedilmemesi de doğru değildir. Hükmün bu nedenlerle de bozulması gerekir.
Sonuç: Yukarıda (1) bentte belirtilen nedenlerle davacının sair temyiz itirazlarının reddine, (2) bentte açıklanan sebeplerle davacının temyiz itirazlarının kabulüne ve hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine, 02.11.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy