(2004 S. K. m. 67) (818 S. K. m. 101, 355) (YHGK 17.11.1999 T. 1999/19-933 E. 1999/950 K.)
Dava: Yukarıda tarih ve numarası yazılı hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiş davalı vekili tarafından duruşma istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen günde davacı avukatı gelmedi. Davalı vekili avukat Esat Ulusoy geldi. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan davalı avukatı dinlendikten sonra vaktin darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması başka güne bırakılmıştı. Bu kerre dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Dava, eser ilişkisi nedeniyle doğduğu iddia edilen vade farkı alacağının tahsili için yapılan ilamsız icra takibine itiraz üzerine İİK.nun 67. maddesi uyarınca itirazın iptali istemine ilişkindir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda; davalının vade farkı faturasını aldıktan sonra yasal süresinde itiraz etmediği, faturayı ticari defterlerine kaydettiği, bunun temerrüt faizi olduğu ve faize faiz işletilemeyeceği gerekçesiyle vade farkı alacağı üzerinden itirazın iptaline, işlemiş ve işleyecek faiz isteminin reddine karar verilmiş, verilen karar taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle vade farkı faturasına itiraz edilmeyerek davalının ticari defterlerine kaydedilmiş olmasına göre davalının temyiz itirazları yerinde görülmemiş reddi gerekmiştir.
2- Vade farkı, vade tarihinden başlayarak fiili ödeme tarihine kadar geçen süre için mal ve hizmet bedeline belli bir miktarda ilave yapılmasını ifade eder ve alacaklının gecikmeden kaynaklanan zararını karşılamayı amaçlar. Bu fonksiyonu ile temerrüt faiziyle benzerlik göstermekte ise de, hem kendine özgü yapısı hem de sözleşmede başka bir usul kararlaştırılmamış ise faiz temerrüt tarihinden başlayacağı halde vade farkı vadeden itibaren başlar. Vade farkı, geç ödemeden dolayı yapılması gereken feri bir ödemeyi değil, bu bedelin vadesinden sonra ödenmeye kalkışılması halinde, mal bedelinin belirlenmesine esas teşkil eden bir unsur olmaktadır. Bu nedenle vade farkı ve temerrüt faizi birbirlerinden ayrı hukuki statüye tabidir. Bu sebeple ana alacağın unsurunu teşkil eden vade farkı alacağına B.K. 101. maddesi uyarınca temerrüt faizi uygulanması gerekir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 17.11.1999 gün 1999/19-933 Esas, 1999/950 Karar, 19. H.D.nin 20.11.1998 gün 1998/6630-7254 E.K. sayılı ilamları).
Bu hukuksal saptamalardan sonra somut olayda davacının temyiz itirazlarına gelince; davacı tarafça 1.4.2002 günlü vade farkı faturasının da bulunduğu 4 adet fatura 26.4.2002 tarihli yazı ekinde davalıya gönderilmiş, vade farkı ile 3 adet fatura bedelinin ödenmesi talep edilmiştir. Davalı bu ihtara 29.4.2002 tarihinde verdiği cevapta vade farkı da dahil 23.669.203.460 TL borçlu olduğunu kabul etmekle birlikte kısmi ödeme def'inde bulunduğundan davacının ihtarının kendisine en geç 29.4.2002 günü tebliğ edildiği, verilen 3 günlük sürenin eklenmesiyle 3.5.2002 tarihinde temerrüde düştüğünün kabulü gerekir. Bu halde HGK.nun bir önceki paragrafta belirtilen ilamı uyarınca vade farkına temerrüt faizi yürütülebileceğinden 3.5.2002 temerrüt tarihinden 8.1.2003 takip tarihine kadar işlemiş faiz hesaplattırılıp bu miktar işlemiş faize ve takip tarihinden itibaren de asıl alacağa işleyecek faize hükmedilmesi gerekirken, yerel mahkemece hukuki nitelendirme ve tanımda yanılgıya düşülerek işlemiş ve işleyecek faiz istemlerinin reddi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda (1.) bentte açıklanan nedenlerle davalının temyiz itirazlarının reddine, (2.) bent uyarınca temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, vekili duruşmaya gelmeyen davacı yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına, aşağıda yazılı bakiye 358,20 YTL temyiz ilam harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine, 16.05.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy