(818 S. K. m. 105)
Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün duruşmalı olarak temyizen tetkiki davalı vekili tarafından istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen günde davacı vekili avukat Çetin Özen ile davalı vekili avukat İnci Kalkandelen geldi. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan taraflar avukatları dinlendikten sonra vaktin darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması başka güne bırakılmıştı. Bu kere dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği konuşulup düşünüldü:
Karar
Davacı vekili, müvekkilinin davalıdan 30.5.1993 tarihli fatura karşılığı mevcut olan 140 milyon TL. alacağının tahsili için açılan davanın 25.6.1997 tarihinde karara bağlandığını, kesinleşen ilam icra takibine konu edilerek alacağın 10.7.1998 tarihinde 586.164.000 TL. olarak tahsil edildiğini, yine 30.7.1993, 31.8.1993, 31.8.1993 ve 30.9.1993 tarihli faturalara dayalı olarak 487.240.000 TL. alacağın tahsili için girişilen icra takibine itiraz edilmesi, açılan itirazın iptali davasının karara bağlanarak kesinleşmesi sonucu alacağın 1.581.313.000 TL. olarak ancak 24.12.1998 tarihinde tahsil edilebildiğini, alacakların zamanında tahsil edilememesi nedeniyle büyük maddi kayıplar oluştuğunu beyanla üçer aylık mevduat faiz oranları dikkate alınarak yapılan hesaplama sonucu bulunan 31.466.143.102 TL. munzam zararın faizi ile birlikte davalıdan tahsilini istemiştir.
Davalı, kendisine atfedilecek bir kusur bulunmadığını, davacı alacağı kesinleşen mahkeme kararı ile muaccel hale gelmiş olup kesinleşen ilam gereği davacıya ödeme yapıldığını, munzam zarar talep edilemeyeceğini ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece alınan bilirkişi kurulu raporu doğrultusunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karar davalı tarafından temyiz edilmiştir.
BK.nun 105. maddesi uyarınca borçlu temerrütte kusursuzluğunu ispat etmedikçe, alacaklı munzam zarar kapsamındaki temerrüt faizini aşan zararını talep edebilir. Ancak yine sözü edilen yasa hükmüne göre, alacaklı zararının temerrüt faizinden daha fazla olduğunu ispat etmek zorundadır. Bu ispat, Dairemizin kararlılık kazanmış uygulaması doğrultusunda somut şekilde, örneğin; para alacağının geç ödenmesi nedeniyle bankadan kredi kullanılması, alacağın geç alınmasından icra takibine uğranılması ya da bu gecikmeden ötürü sabit bir değerin elden çıkarılması ... gibi yapılabilir. Şayet temerrüt faizini aşan zarar somut olarak kanıtlanmamışsa iddia başka bir yolla ispat edilmiş kabul edilemez. Bundan dolayı davacı zararının bazı varsayımlarla gerçek kabul edilmesi yasa hükmüne aykırı olmuştur. Davacı zararının varlığını az yukarıda belirtilen örneklerde sayıldığı gibi somut şekilde ortaya koyarak kanıtlayamadığından davanın reddi yerine, zararı varsayımlarla bulan bilirkişi raporu ile bağlı kalınarak istemin yazılı şekilde kabulü doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
Hüküm altına alınan munzam zarar alacağına dava tarihi yerine, kesinleşen mahkeme ilamları icra takibine konu edilerek alacağın tahsil edildiği tarihten itibaren faiz yürütülmesi de kabul şekli bakımından doğru olmamış, bu yön de bozma nedeni sayılmıştır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün temyiz eden davalı yararına BOZULMASINA, 400,00 YTL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine, 07.11.2005 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy