(1086 S. K. m. 437)
Dava: Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün duruşmalı olarak temyizen tetkiki davalı vekili tarafından istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen günde taraf vekilleri yapılan tebligata rağmen gelmediklerinden incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan sonra dosyadaki kağıtlar okundu işin gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı taşeron, davalı yüklenici ile imzaladıkları 29.08.2002 tarihli protokolde (md.6), yüklenicinin işverenden ilgili ödemeyi aldıktan sonra 3 (üç) iş günü içinde taşerona ödeme yapacağı öngörüldüğü halde davalının ödemeleri sürekli olarak aksattığını, geciken ödemeler nedeniyle doğan zararların tazmini için 22.10.2003 tarihli vade farkı faturası düzenlenerek 23.10.2003 tarihli ihtar ekinde davalıya tebliğ edildiği halde davalının faturayı iade ettiğini ileri sürerek 11.778.352.733 TL. vade farkı alacağının en yüksek mevduat faizi ile tahsilini istemiş, mahkemece protokolün 6. maddesi hükmünden vade farkı ödeneceğinin kararlaştırıldığı anlaşılmakla davanın kabulüne dair verilen karar davalı tarafından temyiz olunmuştur.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık vade farkından kaynaklanmaktadır. Vade farkı, taraflar arasında yapılan bir sözleşme veya bu yönde benimsenen bir uygulama nedeniyle ya da ticari ilişki nedeniyle düzenlenen faturalarda yer alan vade farkına ilişkin kayda borçlunun karşı çıkmaması sebebiyle fiili ödeme tarihinde mal veya hizmet bedeline öngörülen oranda ekleme yapılmak suretiyle alacağın ulaştığı miktarı ifade eder. Vade farkında önemli unsurlardan biri, bu yönde tarafların iradelerinin sözleşmenin kuruluşunda, baştan birleşmesidir. Sözleşme şartlarına yapılacak bir ilave ile de kurulması mümkündür. Bunlardan ayrı vade farkı ilişkisinin taraflarca sürekli uygulandığının ve böylece sözleşmenin bir unsuru olarak kabul edilebilecek nitelikte haller ile iradeye delalet eden fiiller ve olguların oluşmasıyla da vücut bulabilir. Vade farkının başlangıcı vade tarihi olup ayrıca ihtara ve kanundaki temerrüt şartlarını yerine getirmeye ilişkin prosedüre ihtiyaç yoktur.
Somut olayda yanlar arasında düzenlenen protokol başlıklı sözleşmenin 6. maddesinde Yüklenici, işverenden ilgili ödemeyi aldıktan sonra 3 (üç) iş günü içinde taşerona ödeme yapacaktır. Ödemelerde, işverenin yükleniciye ödeme yaptığı döviz kuru esas alınacaktır. hükmü yer almaktadır. Mahkemece, sözleşmede yer alan bu hüküm nedeniyle davacının vade farkı isteyebileceği kabul edilmiş ise de sözleşmedeki bu düzenleme geç ödeme halinde vade farkı talep edilebileceği anlamını taşımadığı gibi vade farkı istenebileceği yolunda sözleşmede herhangi bir düzenlemeye yer verilmemiş, davacı bu yönde benimsenen ve süregelen bir uygulamanın varlığını da kanıtlayamamıştır. Davacı taşeron tarafından ticari ilişki nedeniyle düzenlenen faturalarda vade farkına ilişkin bir kayıt yer almadığından ve salt vade farkı için 22.10.2003 tarihinde düzenlenen ve 23.10.2003 tarihli Noter İhtarnamesi ekinde tebliğ edilen faturaya da davalı 27.10.2003 tarihli cevabi ihtarname ile itiraz ettiğinden açılan davanın reddi yerine yazılı gerekçe ile kabulü doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın davalı yararına BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasında vekille temsil olunmayan davalı yararına duruşma vekalet ücreti tayinine yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine, 11.02.2008 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy