Mahkemesi :Asliye Hukuk Hakimliği
Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:
K A R A R -
Uyuşmazlık, Borçlar Kanunu'nun 355 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesi ilişkisinden kaynaklanmakta olup, davada, davalı tarafından inşaa olunan binaların 2003 yılında meydana gelen depremde hasara uğradığı ileri sürülerek giderilme bedelinin tazmini talep edilmiş, mahkemece davanın reddine dair verilen karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Davalı yüklenici yanca inşa edilen binaların 2003 yılında meydana gelen deprem sonucu hasara uğraması nedeniyle idarece yaptırılan incelemelere göre yapının uyulması zorunlu fen ve teknik kurallara uygun olmadığı saptanmış, buna istinaden de hesaplanan onarım bedelinin tahsili talep edilmiştir.Mahkemece yargılama sırasında alınan ve hükme esas oluşturan 30.09.2010 günlü bilirkişi kurulu raporunda, yapılan deney sonuçları itibariyle özetle; binaların inşa edildiği zaman yürürlükte bulunan 1975 tarihli Deprem Yönetmeliği hükümlerine göre etriye donatılarının yetersiz olduğu, sıklaştırma bölgelerindeki donatıların iyi bağlanmadığı ve bu nedenle beton dökümü sırasında yer değiştirdikleri tesbit edilmiştir. Bu rapordan önce alınan ilk bilirkişi raporu ise genelde gözleme ve bazı soyut değerlendirmelere dayalı olup, yetersiz ve denetime elverişli bulunmamakta, mevcut ihtilâfı çözecek nitelik de taşımamaktadır. Hâl böyle iken, mahkemece, alınan ikinci bilirkişi kurulu raporundaki, ayıpların varlığı tesbit edilmesine rağmen, bunların tolere edilecek emniyet sınırları içerisinde kaldıkları görüşüne itibar edilerek davanın reddine karar verilmiştir.
Oysa ki tesbit edilen bulgulara göre, yapıların fen ve teknik kurallara ve tâbi olduğu 1975 tarihli Deprem Yönetmeliği hükümlerine aykırı, yani yasal yönden ayıplı inşa edildiği
saptanmış bulunmaktadır. Bu ayıplar yapının tesliminden sonra, meydana gelen deprem nedeniyle oluşan hasarların incelenmesi sırasında anlaşılabilmiştir. Bu nedenledir ki, gizli ayıp niteliğinde olduklarının kabulünde zorunluluk vardır (BK. m. 362). Gerçekten de gizli ayıp, kısa bir tanımlama yapmak gerekirse; eserin teslimi sırasında ilk bakışta görülemeyen, muayene ile hemen anlaşılamayan, sonradan kullanılmakla veya somut uyuşmazlıkta görüldüğü gibi deprem ve benzeri bir olay vesilesiyle ortaya çıkan ayıptır. Ayıplı iş ise vasıf eksikliğini ifade eder (YHGK, 08.10.2003 T., 2003/15-474 E., 2003/545 K.). O sebeple de vasıf eksikliği bulunduğu veya ayıplı inşa edildiği anlaşılan binalar nedeniyle yüklenicinin sorumlu olması gerekirken, bu ayıpların varlığına rağmen, emniyet sınırları içerisinde kaldığı yönündeki bilirkişi görüşüne değer verilerek davalının kusursuz olduğunun kabulü yasaya aykırıdır.Şu halde mahkemece yapılması gereken iş, gerektiğinde mahallinde keşif yapılmak suretiyle bilirkişi kurulundan rapor alınarak, 1975 tarihli Deprem Yönetmeliğine göre saptanan gizli ayıpların giderilmesi için gerekli bedelin, aynı yönetmelik esasları doğrultusunda ve dava tarihindeki serbest piyasa rayiçleri üzerinden hesaplattırılması ve bulunacak bedelin hüküm altına alınması olmalıdır.Mahkemece, değinilen hususlar üzerinde durulmaksızın, eksik inceleme ve hatalı değerlendirme sonucu yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı görülmüş, hükmün bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün temyiz eden davacı yararına BOZULMASINA, 28.12.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.