(5237 S. K. m. 53, 61, 157) (5271 S. K. m. 231) (YCGK 03.02.2009 T. 2008/11-250 E. 2009/13 K.) (YCGK 19.06.2007 T. 2007/10-108 E. 2007/152 K.)
Dava: Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Somut olayda; Fikir ve eylem birliği içerisinde olan sanıklardan E. B. tarafından işletilen B... Ticaret isimli iş yerinin satış temsilcileri olan sanıklar İ. Y. ve S. Ş.'in suç tarihinde promosyonlu eşya sattıklarını söyleyerek müştekinin kapısını çaldıkları ve ona çekilişte hediye olarak çamaşır makinesi kazandığını söyleyip teflon tencere sattıkları ve buna ilişkin bono tanzim ettikleri, cayma hakkını engellemek için sözleşmenin bir suretini vermedikleri ve çamaşır makinesini Ekim ayında teslim edeceğini söyleyip ücretin bir kısmını peşin aldıkları, akabinde ihtarname çekerek ödeme talep ettikleri, olayda dolandırıcılık suçunun oluştuğu yönündeki kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, Cumhuriyet Savcısının yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine,
Ancak;
1) Ayrıntıları Ceza Genel Kurulu'nun 03.02.2009 tarih ve 2008/11-250 Esas, 2009/13 Karar sayılı ilamında açıklandığı üzere, sabıkası bulunmayan sanık hakkında 5728 sayılı Yasanın 562. maddesi ile değişik CMK' nın 231. maddesi uyarınca "hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının" uygulanıp uygulanmayacağının karar yerinde tartışılması gerektiğinin gözetilmemesi,
2) Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2007/10-108 E., 2007/152 K. sayılı ilamında da belirtildiği gibi yasa koyucunun ayrıca adli para cezası öngördüğü suçlarda, hapis cezasının alt sınırdan tayini halinde mutlak surette adli para cezasının da alt sınırdan tayini gerektiği yönünde bir zorunluluk bulunmamakta ise de, bunun gerekçelerinin gösterilmesi, dayanılan gerekçelerin de yasal olması ve dosya içeriğiyle örtüşmesi gerektiği halde TCK.nun 61.maddesindeki ölçütlere göre gerekçe gösterilmeksizin alt sınırın üzerinde 50 gün olarak tayin edilmesi,
3) Kısa süreli hapis cezası ertelenen sanık hakkında 5237 sayılı TCK.nun 53/1. maddesinde belirtilen hak yoksunluklarının uygulanamayacağının gözetilmemesi sureti ile aynı yasanın 53/4. maddesine aykırı davranılması,
Sonuç: Bozmayı gerektirmiş, Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 Sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK'un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 08.04.2013 gününde oybirliği ile, karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy