(2709 S. K. m. 141) (5271 S. K. m. 230) (1412 S. K. m. 308) (5275 S. K. m. 99) (YCGK. 03.02.2009 T. 2008/11-250 E. 2009/13 K.)
Dava: Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Güveni kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için, failin bir malın zilyedi olması, malın iade edilmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere faile rızayla tevdi ve teslim edilmesi, failin kendisine verilen malı, veriliş gayesinin dışında, zilyedi olduğu malda malikmiş gibi satması, rehnetmesi, tüketmesi, değiştirmesi veya bozması ve benzeri şekillerde tasarrufta bulunması ya da devir olgusunu inkar etmesi şeklinde, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Somut olayda: sanığın, şikayetçiye ait dükkanı 31.08.2006 tarihli noterden yapılan kira sözleşmesiyle kiraladığı, sözleşmeye göre vitrinli buzdolabı ve şofbenin demirbaş olarak teslim edildiği, sanığın suç tarihinde haber vermeden dükkanı boşaltıp gittiği, demirbaş olarak bırakılan malzemeleri de götürdüğü, bu suretle güveni kötüye kullanma suçunu işlediği iddiasıyla açılan davada,
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 141 ve 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 230 ve 5320 Sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı C.M.U.K.nun 308/7. maddeleri uyarınca, mahkeme kararlarının Yargıtay denetimine olanak sağlayacak biçimde açık olması ve Yargıtay'ın bu işlevini yerine getirebilmesi için, kararın dayandığı tüm kanıtların, bu kanıtlara göre mahkemenin ulaştığı sonuçların, iddia, savunma ve dosyadaki diğer belgelere dair değerlendirmelerle yüklenen suçun unsurlarının nelerden ibaret olduğunun açık olarak gerekçeye yansıtılması, Ceza Muhakemesi Kanununa göre hüküm fıkrasında bulunması zorunlu unsurları taşıması, suç oluşturduğu kabul edilen eylemin gösterilmesi, nitelendirilmesi, savunmada ileri sürülen hususlarla ilgili hüküm kurulması gerekirken, bu ilkelere uyulmadan, gerekçeden yoksun olarak ve denetime olanak vermeyecek şekilde hüküm kurulması,
Kabule göre de
1- 5237 Sayılı T.C.K.da cezaların içtimasına dair bir hüküm bulunmadığı ve 5275 sayılı Kanunun 99. maddesinin hükmolunan her bir ceza diğerinden bağımsızdır, varlıklarını ayrı ayrı korurlar hükmünü içerdiği gözetilmeden, hapis cezasından çevrili adli para cezasıyla doğrudan verilen adli para cezasının toplanarak bir bütün halinde adli para cezası tayini,
2- Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 03.02.2009 tarih ve 2008/11-250 Esas, 2009/13 Sayılı kararında da belirtildiği üzere: koşullu bir düşme nedeni olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun mahkumiyet, suç niteliği ve ceza miktarına dair objektif koşulların varlığı halinde, mahkemece diğer kişiselleştirme hükümlerinden önce ve re'sen değerlendirilmesi gerektiği ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun kurulan mahkumiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade etmesi ve doğurduğu sonuçlar itibariyle para cezasına çevirme tedbirine göre sanığın daha lehine olduğu gözetilmeden sanık hakkında kısa süreli hapis cezası paraya çevrilmesi nedeniyle şeklindeki yasal olmayan gerekçeyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi,
Sonuç: Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 Sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı C.M.U.K.nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 03.06.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy