(5237 S. K. m. 63, 157) (765 S. K. m. 40) (5275 S. K. m. 99, 107)
Dava ve Karar: Dolandırıcılık suçundan sanık M.'ın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 157/1. maddesi gereğince 1 yıl hapis ve 200,00 Türk lirası adli para cezaları ile cezalandırılmasına, aynı Kanunun 58. maddesine göre sanığın hapis cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına dair Konya 9. Asliye Ceza Mahkemesinin 25.01.2008 tarihli ve 2007/1037 esas, 2008/21 sayılı kararının infazı sırasında sanık tarafından yapılan mahsup talebinin reddine ilişkin aynı Mahkemenin 22.05.2012 tarihli ve 2007/1037 esas, 2008/21 sayılı kararına yönelik itirazın keza reddine dair Konya 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 01.06.2012 tarihli ve 2012/468 değişik iş sayılı karar aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığınca verilen 27.11.2012 gün ve 2012/17206/66925 sayılı kanun yararına bozma talebine dayanılarak dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 10.12.2012 gün ve 2012/299816 sayılı tebliğnamesiyle dairemize gönderilmekle okundu.
Kanun yararına bozma isteyen tebliğnamede;
Dosya kapsamına göre, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 63. maddesinde belirtildiği üzere, mahsup işleminin yapılabilmesi için tutuklu kalınan suçtan verilen kararın kesinleşme tarihinden önce bir başka suç ya da suçların işlenmesinin yeterli olacağı, tutuklu kalınan suçun beraatle veya mahkûmiyetle sonuçlanmasının da mahsup işlemi için önemli olmadığı, keza mahkûmiyetle sonuçlanan kararın henüz kesinleşmemiş olması nedeniyle, Yargıtay incelemesi sonucunda beraat etme ihtimalinin hukuken mümkün bulunduğu, böyle bir durumda ise infazı halen devam eden mahkum için telafisi imkansız sonuçlar doğabileceği cihetle, hükümlünün Konya 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 2011/447 esas, 2011/784 sayılı dosyası ile Konya 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/846 esas, 2011/280 sayılı dosyalarından gözetim altında ve tutuklu kaldığı sürenin tamamının, kesinleşme tarihi 01.02.2012 olan Konya 9. Asliye Ceza Mahkemesinin 25.01.2008 tarihli ve 2007/1037 esas, 2008/21 sayılı ilâmından mahsubuna karar verilmesinin gerekmesi karşısında, itirazın kabulü yerine yazılı gerekçe ile reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden 5271 sayılı CMK. nın 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozma talebine dayanılarak ihbar olunmuştur.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Ayrıntısı YCGK'nın 2006/1-4 esas 2006/7 sayılı kararında açıklandığı üzere; 765 sayılı TCK'nun 40. maddesine paralel olarak, 5237 sayılı TCK'nın 63. maddesinde, "hüküm kesinleşmeden önce gerçekleşen ve şahsi hürriyeti sınırlama sonucunu doğuran bütün hâller nedeniyle geçirilmiş süreler, hükmolunan hapis cezasından indirilir" denilmiştir. Diğer yandan 765 sayılı TCK'nın aksine, 5237 sayılı TCK'da içtima hükümlerine yer verilmemişse de 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 99. maddesinde, bir kişi hakkında birden çok kesinleşmiş hükümlerin 107. maddesinin uygulanabilmesi yönünden mahkemeden bir toplama kararı isteneceği kuralını koymuştur. 765 sayılı TCK'nın 40. maddesiyle aynı hükmü ile benzer düzenlemeyi içeren 5237 sayılı Yasanın 63. maddesi bağlamında da geçerliğini koruduğu anlaşılan Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 06.03.1940 gün 05/68 sayılı kararında da açıklandığı gibi, bir suçtan dolayı tutuklu kalınan sürenin başka bir suçtan indirilmesi içtima kurallarının zorunlu bir sonucu olarak bir suça ait tutukluluk süresi başka bir suçun cezasından indirilebilecektir. Mahsup kurumunu düzenleyen bu maddelerde, infazı gereken ceza mahkûmiyetinin kesinleşmesinden önce gerçekleşen kişisel özgürlüğü sınırlayan durumların mahsubu öngörülmüş olup başkaca bir koşul aranmamıştır. Tutukluluğun gerçekleştiği suçun görülmekte olan bir davaya ait olmasının mahsup yapılabilmesine engel olduğuna dair bir hüküm de bulunmamaktadır. Kesinleşmiş ceza mahkûmiyetlerinin tutuklama kararlarına göre öncelikle infaz edilmesi gerektiğinden kuşku yoktur. Bu nedenle sonuçlanmamış başka bir davadan ötürü tutuklu kalınan sürenin diğer koşulları varsa mahkûm olunan ceza süresinden mutlak surette indirilmesi cezaların toplanması kuralının zorunlu bir sonucudur. Özellikle vurgulamak gerekir ki devam eden bir davaya ilişkin tutuklu kalınan sürenin kesinleşmiş ceza mahkûmiyetinden indirilmesi takdire bağlı değildir, tam aksine bir zorunluluktur. Başka bir anlatımla, ceza mahkûmiyeti infaz edilen bir hükümlünün başka bir davadan dolayı ister beraatla, isterse henüz içtima edilemez şekilde mahkûmiyetle sonuçlanmış olsun ya da görülmekte olan bir davaya ait bulunsun diğer koşulları varsa mutlaka mahsup yapılması gerekli ve zorunludur. Bu uygulamanın hükümlü yararına olduğu açıktır. Çünkü devam eden bir davadaki tutukluluğu kesinleşmiş başka cezasından indirilmesi, görülmekteki davadan beraat etmesi durumunda tutuklu kaldığı süre diğer cezasından mahsup edildiğinden bir hak kaybı söz konusu olmayacaktır.
Sonuç: Bu açıklamaların ışığında somut olay değerlendirildiğinde, hükümlünün Konya 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 2011/447 esas 2011/784 karar sayılı dosyası ile Konya 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/846 esas 2011/280 karar sayılı dosyalarında gözetim altında ve tutuklulukta kaldığı sürelerin kesinleşme tarihi 01.01.2012 olan Konya 9. Asliye Ceza Mahkemesinin 25.01.2008 gün ve 2007/1037 esas 2008/21 karar sayılı ilamından mahsubuna karar verilmesinin gerekmesi karşısında yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda tutuklulukta geçen sürenin infaz edilmekte olan cezasından mahsubu yerine yazılı gerekçeyle reddedilmesinde isabet bulunmadığı anlaşılmakla; kanun yararına bozmaya atfen düzenlenen ihbarnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden Konya 2. Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 01.06.2012 gün ve 2012/468 D. İş sayılı kararın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde yerine getirilmek üzere dosyanın Yargıtay C. Başsavcılığına TEVDİİNE, 23.01.2013 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy