(4721 S. K. m. 684, 718, 722, 725) (5271 S. K. m. 223) (5237 S. K. m. 50, 151)
Dava ve Karar: Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Mala zarar verme suçu başkasının mülkiyetinde bulunan taşınır veya taşınmaz malın kısmen veya tamamen yıkılması, tahrip edilmesi, yok edilmesi, bozulması kullanılamaz hâle getirilmesi veya kirletilmesine oluşur. Bu bakımdan, söz konusu suç, seçimlik hareketli bir suçtur. Yıkma, yalnızca taşınmazlar için söz konusudur. Taşınmazın önceki kullanış biçimine uygun olarak bir daha kullanılamaz duruma getirilmesini ifade eder. Yok etme, suça konu şeyin maddî varlığını ortadan kaldırmaktır. Bozma, suça konu şeyin, amacına uygun olarak kullanılması olanağını ortadan kaldırmaktır. Kirletme, başkasının binasının duvarına yazı yazmak, resim yapmak, afiş ve ilân yapıştırmak şeklinde gerçekleştirilmektedir.
Katılanlara ait olduğu belirtilen Ü... Ç... 136 pafta 899 ada ve 14 ile 16 nolu parsellerin mülkiyet sınırları içinde ve bu parsellerin arasında kalan toplam iki kattan ibaret taşınmazın, 14 nolu parsel sahibi T... Uluslararası Nakliyat Şirketi sorumlusu ve çalışanı olan sanığın isteği doğrultusunda temyiz dışı dozer operatörü olan S. tarafından arazi zemin düzeltmesi çalışması sırasında, kepçeyle kasten duvarına vurularak kısmen yıkıldığı, böylece sanığın mala zarar verme suçunu işlediğinin iddia edildiği olayda,
Sanığın, binanın yıkıldığı kısmın kendi tapulu taşınmazı sınırları içerisinde kaldığını, dozer çalışırken yanlışlıkla binanın duvarına çarptığını, kasten yıkılmadığını belirttiği, dozer kullanıcısı olan temyiz dışı sanık S.'ın da, sanığın talimatıyla binayı kısmen yıktığını belirttiği, binada çalışan işçiler İ. ve Savaş da, binanın kasten yıkıldığını doğruladıkları dikkate alınarak binanın sanığın talimatıyla kasten yıktırıldığı hususunda bir ihtilaf bulunmadığı, tapu kaydına göre, katılan C.'nın 899 ada 18 parsel sayılı taşınmazda bahçeli kargir evinin bulunduğu, 16 parsel sayılı taşınmazın İSKİ'ye ait olup kamulaştırma yoluyla edinilen bir taşınmaz olduğu, 14 parsel sayılı taşınmaz mülkiyetinin de sanığın şirketine ait olduğu, kısmen yıkılan binanın bir kısmı ve bahçesinin 16 parsel sayılı taşınmazda işgalci olduğu, Üsküdar 3. Asliye Hukuk mahkemesinde dava açan katılan C., 18 parsel sayılı taşınmazı 01.11.2006 tarihinde iktisap ettiğini, tapu kaydına göre, arsa üzerinde kargir ev bulunduğu, bu evin yirmi yıl önce yapıldığını, davalı olan sanığa ait şirketin 14 parsel sayılı taşınmazı satın aldığı 28.06.2004 tarihinden önce de evin burda var olduğunu, 899 adada yapılan kadastro çalışmaları sırasında, yapılan hatalar sonrası parsellerin birbirine kaydığını, bu evin 140 metrekaresinin, sanığın taşınmazına sonradan kaydığını, bu 140 metrekarelik kısmın da aslında kendisine ait olduğunu belirterek, 14 parsel sayılı taşınmaz sahibi sanığın şirketine karşı tapu iptal ve tescil davası açtığı, alınan bilirkişi raporuna göre, Medeni Kanun'un 684, 718 ve 722 maddelerinde vurgulanan üst alta tabidir kuralına ayrıcalık getirilerek, aynı Kanun'un 725. maddesine göre; bir yapının başkasına ait araziye taşırılan kısmı, eğer yapıyı yapan malik taşırılan arazi üzerinde bir irtifak hakkına sahip bulunuyorsa, ona ait taşınmazın bütünleyici parçası olur. Böyle bir irtifak hakkı yoksa, zarar gören malik taşmayı öğrendiği tarihten başlayarak onbeş gün içinde itiraz etmediği, aynı zamanda durum ve koşullar da haklı gösterdiği takdirde, taşkın yapıyı iyiniyetle yapan kimse, uygun bir bedel karşılığında taşan kısım için bir irtifak hakkı kurulmasını veya bu kısmın bulunduğu arazi parçasının mülkiyetinin kendisine devredilmesini isteyebilir, hükmünü getirerek taşkın inşaatı yapan kişi lehine irtifak hakkı talep etme hakkı tanıdığı, bunun içinde yapı sahibinin iyi niyetli olması koşulunu aradığı, dava konusunun 1975 yılından önce inşa edildiği, parselin daha sonra haricen taksim edildiği ve farklı parselleri ile tapu kayıtlarının alındığı, dava konusu taşınmazın, aslında bütün parseller içinde kalan kargir bir ev olduğu, işgal mahiyetinde olan bahçenin, sanığın arsasına bitişik olmaması nedeniyle bu bahçe açısından katılanın irtifak hakkı talebinin olmayacağı, söz konusu binanın ruhsatının bulunmadığı, 44 metrekarelik taşkının tamamının kaldırılması halinde, binanın tamamının zarar göreceğinin belirtildiği, açılan hukuk davasında, sanığın da suç tarihinden önce 19.01.2008 tarihinde karşı dava açarak el atmanın önlenmesi talep ettiği, mahkemece, katılana ait taşınmazın, iki parsele de tecavüzlü olduğu, bu 14 ve 16 nolu parsellerin de kadastroya dayanan çaplı tapularının olduğu, katılanın iyi niyetinden bahsedilemeyeceği, taşan kısmın ifrazının da mümkün olamayacağı, bu nedenle katılan açısından, tescil koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle tescil davasının reddine karar verildiği, taşkın ve işgal durumunun kabul edilmesi nedeniyle sanığın açtığı el atmanın önlenmesi ve işgal tazminatının suç tarihinden sonra verilen 29.12.2009 tarihli kararla kabul edildiği, kararın 01.07.2010 tarihinde onanarak kesinleştiği, bu çerçevede, tescil davasının, katılan tarafından suç tarihinden önce 12.12.2007 tarihinde açıldığı, el atmanın önlenmesine ilişkin karşı davanın da yine suç tarihinden önce 09.01.2008 tarihinde açıldığı, kararın suç tarihinden sonra kesinleştiği, suç tarihinin de 16.10.2008 olduğu ve suçun işlendiği dönemde her iki davanın da hukuk mahkemesinde devam ettiği dikkate alınarak,
1- Sanığın, suç işleme kastıyla hareket etmeden, tapu kaydı kendisine ait olan arsa üzerindeki taşkın binayı kısmen yıkması karşısında, eylemin taraflar arasında hukuki ihtilaf mahiyetinde olduğu, taşınmazın mülkiyeti ve akıbetinin devam eden hukuk davasına konu edildiği, daha sonra kesinleşen Hukuk Mahkemesi kararına göre de, bu yerin taşkın olduğunun belirlenerek katılanın müdahalesinin önlenmesine karar verildiği, sanığın kendi mülkiyetini koruma amacına yönelmesi nedeniyle suçun yasal unsurlarının oluşmadığı anlaşılmakla 5271 sayılı CMK'nın 223/2-a maddesi gereğince sanığın beraatine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesi,
2- Kabule göre de; hapis cezası ile adli para cezası yaptırımlarının seçenek olarak düzenlendiği TCK'nın 151/1. maddesi gereğince hapis cezası tercih edilerek uygulama yapılmasına rağmen aynı Kanunun 50/2. maddesi hükmü gereğince hapis cezasının adli para cezasına çevrilemeyeceğinin gözetilmemesi,
Sonuç: Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, kararın aynı yasanın 325. maddesi gereğince, hakkındaki hüküm kesinleşen sanık S.'a sirayetine, 10.06.2013 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy