(6762 S. K. m. 1301)
Dava: Taraflar arasındaki davanın (İstanbul Üçüncü Asliye Hukuk Hakimliği)nce görülerek reddine dair verilen 21.5.1991 tarih ve 524-218 sayılı hükmün temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla; dosyadaki kağıtlar okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davalıya ait özel otomobilin davacının servisine bırakıldığı ve burada bakım ve tamirinin yapılmasından sonra işyerinde çalışan Ufuk tarafından kullanıldığı sırada meydana gelen trafik kazası sonucu hasara uğraması üzerine, bu hasarın davacı tarafından giderilerek aracın davalıya tesslim edildiği konusunda taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmadığı gibi, davalı aracının kasko sigortalı olması nedeniyle Aksigorta Şirketi'nce 15.6.1990 tarihinde araçta meydana gelen hasardan dolayı davalıya (5.041.456) TL. ödeme yapıldığı konusunda da bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Yukarda da açıklandığı gibi, davalının aracının, davacının istihdam ettiği kişi tarafından hasara uğratılmasından sonra tamir edilerek davalıya teslim edildiği anlaşılmaktadır. Davalının aracı tamir edildiği halde, ayrıca sigorta şirketinden hasar tazminatı almıştır.
Kasko sigorta nedeniyle sigortalı araçta meydana gelen hasarı ödeyen sigorta şirketi TTK.nun 1301. maddesine dayanarak sigortalının halefi sıfatıyla yaptığı ödeme için olayı meydana getiren ile onu istihdam edene karşı rücu davası açabilecektir. Nitekim davacı aleyhine İstanbul Birinci Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 1990/608 esasında kayıtlı olarak rücu davası açıldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda davacı hem hasarı gidermek için bir masraf yapmış ve emek harcamış ve ayrıca da sigorta şirketine ödeme yapmak zorunda kalmış olacaktır. Buna karşılık davalı hem hasara uğrayan aracını tamir ettirmiş ve bir bedel ödememiş ve hem de ayrıca sigortadan hasar tazminatı almak suretiyle sebepsiz zenginleşmiş olmaktadır.
Kasko sigorta mahiyeti icabı sadece meydana gelen hasarla ilgili olarak ödeme yaptığından davalının hasar dışında değer kaybı veya aracı kullanamamaktan dolayı bir zararı varsa bunu ayrıca davacıdan talep etmesi mümkündür. Bu konuda bir davası bulunmadığı gibi, takas ve mahsup talebi de yoktur.
O halde, mahkemece hasar yönünden tarafların itirazına uğramayan bilirkişi raporu gözetilmek suretiyle tespit edilen miktara hükemdilemsi gerekirdi. Diğer taraftan davacı tarafça her ne kadar % 40 nisbetinde icra inkar tazminatı istenilmiş ise de, alacak likit olmayıp uyuşmazlık yargılamayı gerektirdiğinden inkar tazminatı verilmesi mümkün değildir.
Mahkemece, yukarıda yapılan bütün bu açıklamalar nazara alınmaksızın aksine düşünce ile yazılı olduğu şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiş ve hükmün bozulmasını gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda yazılı nedenlerle hükmün temyiz eden davvacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcının istek halinhde temyiz eden davacıya geri verilmesine, 27.4.1992 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy