(818 S. K. m. 325) (1086 S. K. m. 275)
Dava: Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davalıların müşterek maliki bulunduğu taşınmazda arsa payı karşılığı inşaat yapımı üstlenilmiş, arsada mevcut hukuki pürüzler giderilmiş, inşaata başlanabilmesi için tüm engeller kaldırılmış iken, davalıların kendisini vekaletten azlettikleri ve sözleşmeyi feshettikleri davacı yüklenici tarafından ileri sürülerek, fazlaya dair hak saklı tutulup 25 milyon TL. müspet zararın tahsili dava edilmiştir.
Sözleşmenin 22.5.1987'de akdedildiği, temel ruhsatından itibaren 20 aylık iş günü kararlaştırıldığı, sözleşmenin 30.6.1989'da feshedildiği, ön mesele olarak izale-i şüyu davasının Ağustos 1988'de sonuçlanmış olmasına rağmen davacı yüklenicinin Nisan 1989'a değin projeyi tasdik ettiremediği, yıkımda ruhsat almadığı, kararlaştırılan kira parasını zaman zaman ödemediği ileri sürülerek fesihte davacının kusurlu olduğundan bahisle davanın reddi istenilmiştir.
Mahkemece alınan bilirkişi raporuna bağlı kalınarak davacının edimini zamanında yerine getirmediğinden davanın reddine karar verilmiş, bu karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Aslolan sözleşmenin ifasıdır. Ahde vefa kuralı bunu gerektirir. Sözleşmenin feshi için yeterli ve geçerli nedenlerin varlığı şarttır. Sözleşmenin yorumu hakime ait olduğu gibi, bilirkişilerce tespit edilen bulgulardan da yararlanılarak fesih veya dönme için yeterli nedenlerin varlığını takdir ve kusurlu yanın tayini de hakime aittir. Somut olayda biçimine uygun olarak 22.5.1987 tarihinde sözleşme yapılmıştır. İnşaatın süresi ruhsatın alınmasına bağlanmıştır. Ruhsatın hangi süre içinde alınacağı ise kararlaştırılmamıştır. Ancak 22.5.1987'de akdedilen sözleşmeyi müteakip ve vakit geçirilmeksizin 28.5.1987'de aplikasyonlu çap alınarak, arsada mevcut eski ev yıktırılarak hukuken ve fiilen yapım hazırlıklarına başlanıldığı sabittir. Bu aşamada gerekli vekaletnamenin 9.9.1987 tarihinde verilmesiyle ihmalkar tavır takınan davalılardır. Vekaleti müteakip davacı 13.11.1987 de Belediyeye müracaatını yapmıştır. Ne var ki arsada davalılar dışında pay sahibinin bulunması sorun yaratmıştır. Davacı bu sorunun çözümü için -sözleşmede kendisi üstlenmediği halde- izale-i şüyu davasını açıp takip etmiş ve arsada mevcut hukuki ayıbı giderebilmiş, iyi niyetini göstermiştir. Bundan duyulan memnuniyet sonucudur ki davalılar sözleşme uyarınca almaları gereken aylık kira parasından vazgeçtiklerine dair 25.8.1988 günlü protokolü imzalamışlardır. Hal böyle iken ve iş normal seyrini takip edip 24.1.1989'da imar çapı alınıp, 3.2.1989'da mimari proje 15.5.1989'da betonarme projesi imar müdürlüğüne sunularak inşaat ruhsatı istenilip, 7.6.1989'da mimari proje tasdik edilmiş iken davacıya gönderilen 11.5.1989 günlü ihtarnameyle, bu kez protokolle vazgeçilen aylık kira paralarının ödenmediğinden de söz edilerek ve projeyi görmedikleri ileri sürülerek davalılarca 7 günlük mehil verilerek, buna karşı çıkıldığı halde -bir yandan da normalde ruhsat işlemlerinin takibini teminen- 4.7.1989'a değin beklenilip, davacının bu tarihte vekaletten azliyle sözleşmenin feshine gidilmesinde davalıların dürüstlük kuralına (MK. m. 2) uyduğu söylenemez. Davacının eski evi hemen yıkarak fiilen, bürokratik işlemleri aralıksız takip ederek hukuken işe koyulduğu açıktır. Geçen zaman içinde işlerin ivedileştirilmesini isteyen bir ihtar da kendisine yapılmış değildir. Davacıyla yapılan sözleşmede davalılar dört bağımsız bölüm almayı kabul etmişken, davacının azlini takip eden ay içinde 9.8.1989'da yeni yükleniciyle yaptıkları sözleşmeyle kendilerine düşen bağımsız bölüm sayısını bir fazlalaştırarak beşe çıkardıkları, davacının başlattığı proje ve işlemler sonucu alınan ruhsatla inşaata ses çıkarmayarak yapılmış projeyi benimsediklerini ortaya koydukları dikkate alındığında davacının kusurlu olduğunu kabul hakkaniyetle bağdaşmaz. Bundan davalılarda kuşku duymalılar ki yeni yükleniciyle yapılan sözleşmede davacının muhtemel zarar ve tazminat istemini rücu için -ilk maddeyle- düzenlemeye gitmek zorunda kalmışlardır. Bürokratik işlemlerin belli sürelerle sınırlandırılması mümkün olamayacağından bilirkişilerce inşaat ruhsatı için azamı üç aylık süre tayini geçerli bir görüş kabul edilemez. Ruhsattan sonra dahi davalıların uygun isteğine göre proje tadiline de yasal engel bulunmamaktadır. Tüm koşullar ve yanların eylemli tutumu birlikte değerlendirildiğinde davacının edimini yerine getirmesine davalıların kendi yararlarına tutum izlemeleriyle mani oldukları sonucuna varılacağından davanın reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.
Mahkemece yapılacak iş, davacının kardan mahrumiyetini B.K.nun 325. maddesinde getirilen kural çerçevesinde hesaplattırıp, istem nazara alınarak buna hükmetmekten ibaretken, HUMK. nun 275. maddesine aykırı olarak hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgiyle çözümü mümkün hususta bilirkişi görüşüne doğrudan bağlı kalınarak davanın reddine karar verildiğinden karar bozulmalıdır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün davacı yararına BOZULMASINA, istek halinde ödediği temyiz peşin harcının temyiz eden davacıya geri verilmesine, 20.01.1994 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy