(818 S. K. m. 101, 355)
Dava: Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün duruşmalı olarak temyizen tetkiki taraflar vekillerince istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen günde davacı vekilleri Av. K. Körezlioğlu ve Av. T. Seyithanoğlu ile davalı vekili Av. Ö. Özbay geldiler. Temyiz dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan taraflar avukatları dinlendikten sonra vaktin darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması başka güne bırakılmıştı. Bu kere dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkilinin 9.5.1977 tarihli sözleşmeyle Karacaören Barajı ve H. Tesisleri inşaatını yükümlendiğini, inşaatın devamı sırasında yayımlanan 8/505 sayılı kararnamenin, 1.3.1980 tarihinden sonra yapılacak hak edişlere uygulanmasını, ek sözleşme ile kabul edildiğini, müvekkilinin 9.6.1980 tarihli tasfiye talebinde bulunduğunu, bu istemin 6200 Sayılı Kanunun 35. maddesi gereğince Danıştay Başkanlığından uygun görüşü alınarak kabul edildiğini, davalının kesin hesapları yaparken ataşman, yeşil defter ve rölevelerle tutanaklarda değişiklik yapıp ve ataşmanlara işlendiği halde bunların bir kısmını istihkaka dahil etmediğini, 24.10.1989 tarihli dilekçeyle sözleşme ve kararnameye aykırı olarak yapılan hesaplamalara itiraz edildiğini, davalının gerekçe göstermeden bu itirazı reddettiğini belirterek, mahkemece kesin hesabın çıkartılmasını ve şimdilik kaydıyla müvekkil alacağına mahsuben 500.000.000 TL. nın tasfiye tarihi olan 9.6.1988 tarihinden itibaren %56 reeskont faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesi istenmiş,
Davalı vekili, davalının 4.4.1988 tarihli dilekçesiyle işi %30 fazlasıyla yaptığını, kalan işleri yapmak istemediğini bildirmesi üzerine Danıştay Başkanlığının da uygun görüşü alınarak işin tasfiyesinin kabul edildiğini ve taraflar arasında tasfiye koşullarını tespit eden protokol yapıldığını, bu protokolün 14. maddesine göre davacının en geç 6 ay içerisinde tasfiye kesin hesabını yaparak onanmak üzere idareye vermesi gerektiği, aksi halde idarenin resen yapacağı ve yüklenicinin de hiç bir itiraz hakkı kalmayacağının kabul edildiğini, ihtarlara karşın yüklenici tarafından kesin tasfiye hesabı yapılmayınca, bunu idarenin re'sen yapmak zorunda kaldığını, artık davacının hiç bir itiraz hakkı bulunmadığını, tasfiye tarihinden faiz istenmesinin de uygun olmadığını savunarak, davanın reddi gerekeceğini belirtmiştir.
Mahkemece, yapılan bilirkişi incelemesi sonucu, davacının 500.000.000 TL. alacağının tasfiye tarihinden itibaren %54 reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş, davacının tavzih istemi de kabul edilerek mahsup işlerinin ek davada yapılabileceği belirtilmiş, karar taraflarca temyiz edilmiştir.
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle satın alma istihkaklarının doğru düzenlenmiş olması ve davacının 24.10.1989 tarihli itiraz dilekçesinin 10. maddesinde, mukayeseli keşfin üstünde kalan, yani 1988 yılına intikal eden işlerin fiyat farklarının hesabında, 1989 yılı fiyat artış katsayısının uygulanmasını istemiş ise de; 1988 yılı ödenek dilimine giren imalatların tümüne ait olduğu yılın fiyat artış yüzdesi uygulandığından, davacı, davalının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Davacı dava dilekçesinde, fazla haklarını saklı tutarak 500.000.000 TL. alacak isteminde bulunmuştur. Yargılama sırasında yapılan inceleme ve alınan bilirkişi raporuna göre, davacının alacaklarının ayrı ayrı 11 kalemden oluştuğu saptanmıştır. Ancak davacı her bir kalem konusunda fazla hakkını saklı tutarak ne miktar alacak iddiasında bulunduğunu açıklamadığından, mahkemece bu davada her bir alacak için ne miktara hükmedildiği anlaşılamamaktadır. Öyleyse, öncelikle, davacıya dava kalemlerinin ve miktarlarının neden ibaret olduğu açıklattırılmalıdır. Mahkemece böyle bir açıklama yaptırılmadan dava hakkında hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
3- Davalı idare istem kalemlerinden kalıp iskelesinin yapıldığını kabul etmemiş ve kesin hesap özeti tutanaklarında, bilirkişilerce hesaplamaya dahil edilen 110.456.013 m3'lük kalıp iskelesi imalatının yer almadığını ve bu tutanakların da yüklenici tarafından imzalanmadığını bildirmiştir. Bilirkişilerce kalıp iskelesi kurulup kurulmadığı hususunu araştırmadan ve dayanakları gösterilmeden 110.456.013 m3'lük kalıp iskelesi kurulduğunun kabul edilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Öte yandan, dava konusu iş kalemlerinden kalıp iskelesi hususu, sözleşmenin eki birim fiyat tarifesinin B-21.015 poz numarasındaki (Düz yüzeyli Beton veya Betonarme Kalıbı) tarifi içerisine girmektedir. Çünkü bu pozun tanımı içerisinde her türlü betonarme kalıbının yerine uygulanması için platformun teşkili de öngörülmüştür. Aynı tarifin B-21.062 pozunda ise sadece bina yapılması için iskele kurulmasından söz edilmiştir. Oysa dava konusu iş ise, dolu savak ayaklarının betonarme kalıplarının yerine konulması için iskele kurulması ile ilgilidir. Bu nedenle somut olayda B-21.015 pozunun uygulanmış olması, sözleşme eki olan birim fiyat tarifesine uygun olup, bina iskelesi yapılması ile ilgili B-21.062 pozunun uygulanarak iskele için ayrıca istihkak tahakkuk ettirilmesi doğru görülmemiştir.
4-Dava konusu olan ve yüklenicinin satın aldığı 10 kalem malzemeyle ilgili yeni fiyatlar hakkında, 5.3.1992 tarihli ilk raporda muhalif kalan bilirkişi, gerek dipsavak konik vanası, sürgülü vana, su alma yapısı kapağı ve denge bacası malzemeleriyle ilgili olarak davacının itirazı ve talebi olmadığı halde talep dışında inceleme yapıldığını ve gerekse diğer malzemeler için ödenen miktarlar düşülmeden mükerrer hesap çıkarıldığını belirtmiş, bu yönlerine ilişkin olarak bilirkişilerden alınan 26.5.1993 tarihli 2. raporun 21 ve 22. sayfalarında yeterli bir açıklama bulunmadığı görülmüştür. Bu konudaki itirazları karşılanmadığı halde, ek rapor esas alınarak adı geçen kalem ile ilgili hüküm kurulması dahi bozmayı gerektirmiştir.
5- Davacının tahditli dinamitle kaya kazısından doğan alacağı hesap edilirken, ara hak edişlerde ve kesin hesapta esas alınan metraja itiraz edilmediği göz önünde tutulmadığı gibi, bilirkişilerin esas aldıkları puantajları düzenleyen kişilerin o tarihlerde görevli olmadıkları, bu nedenle adı geçen kalemle ilgili alacağın fazla hesaplandığı, tüm kaya kazısının dinamitle yapılmış gibi alacak bulunduğu konularında davalı yanın itirazı olduğu halde, mahkemece yeterli inceleme yapılmamış, metrajlar ve puantajları düzenleyen kişilerin görevli olup olmadıkları konusu da araştırılıp aydınlığa kavuşturulmamıştır. Tüm bu hususlar incelenerek tahditli dinamitle ilgili alacağın saptanması gerekirken, adı geçen konuda eksik incelemeyle hüküm kurulması doğru değildir.
6- Hak edişlere girmeyen yollarla ilgili davacı alacağının hesaplanmasında, 9 yolun bedeli talep edildiği halde, HUMK. nun 74. maddesi göz ardı edilerek, 16 yolun bedeline hükmedilmiştir. Ayrıca söz konusu yolların bedeline hükmedilebilmesi için idarenin onayının alınmasının şart olduğu hususu nazara alınmamış ve bu yolların yapılış amacının yüklenicinin işini kolaylaştırmak olduğundan, mahkemece bununla ilgili istemin reddi yerine kabulü doğru bulunmamıştır. Kaldı ki, yollarla ilgili belgelerde imzaları bulunan görevlilerin o tarihlerde işyerinde bulunmadıklarına ilişkin savunma üzerinde durulmaması da keza uygun görülmemiştir.
7- Fezeyanla ilgili zararın tespitinde davacı tarafından alınan tespit bilirkişi raporundaki malzemeyle ilgili miktarlar bilirkişilerce esas alınmıştır. Oysa fezeyandan sonra meydana gelen hasar için bir tutanak düzenlenmiş ve taraflarca imzalanan bu belge uyarınca, davacıya zararı idarece ödenmiştir. Tespit bilirkişi raporunda malzemeyle ilgili zarar sadece davacı yüklenicinin ifadesine dayandığından tutanak dışında başkaca bir zarar oluştuğu ispatlanamamıştır. Bu nedenle bilirkişilerin fezeyan nedeniyle malzeme alacağına ilişkin talebin kabulü gerektiği yolundaki görüşleri yerinde değildir.
8- Davacı yüklenici 24.10.1989 tarihli itiraz dilekçesinin 9. kaleminde, gerek D.S.İ. tarafından yapılan kesintilerin, gerekse Sayıştay kararı gereğince yapılan kesintilerin yılın katsayısı uygulanarak, kesin hesapta iadesi gerektiği belirtilerek, bu hesaba ilişkin çözüm tabloları da dilekçesine eklenmiştir.
D.S.İ. tarafından 54, 59/A, 65/A, 70/A ve 80/A numaralı hak edişlerden kesinti yapılmıştır. Bunlardan 54 numaralı hak edişteki kesintinin, faturalı fiyatların indirgenmesi gerektiği gerekçesiyle, diğer hak edişlerde de iş programına göre yılı içindeki ödenek dilimlerinin doldurulmaması nedeniyle kesintinin yapıldığı bildirilmiştir.
Bilirkişi raporlarında, revize iş programına göre ödenek dilimlerinin doldurulduğu, bu nedenle kesinti yapılmayacağı anlaşılmış, davalı idare de bunun aksini kanıtlayamamıştır.
Sayıştay ilamlarına dayalı olarak 60, 83, 91, 93 ve satın alma hak edişlerinden yapılan kesintiler, sonradan Sayıştay Genel Kurulunun kararı gereğince iade edildiği uyuşmazlık konusu değildir.
Gerek D.S.İ. tarafından yapılan kesinti ve gerekse Sayıştay İlamı gereğince yapılan kesintilerin iadesinde uygulanacak fiyat farkının belirlenmesinde hangi katsayı yönteminin uygulanacağı taraflar arasında uyuşmazlık konusudur. Yukarıda açıklandığı üzere, revize iş programı sonunda ödenek dilimlerinin doldurulduğu anlaşıldığına göre, bu hak edişlerle ilgili ödemenin, taraflar arasındaki inşaat sözleşmesine ek sözleşmenin 6. ve 8. maddeleri gereğince katsayı uygulamasının yapılması gerekir. Ek sözleşmeden 6/C maddesinde belirtilen işlerin sözleşmesindeki birim fiyatlar, ihzarat ve maktuen ödenmesi gereken iş kalemleri dahil, faturayla ödenen işler hariç bedelleri; ilk keşfin dayandığı metrajın en yüksek birim fiyatlarının tespitine esas analizlere, işin ihalesine ve Bayındırlık Bakanlığı rayiçlerine göre bulunan birim fiyatlara, fiyat farkı uygulaması yapılırken, bilirkişilerin hesapladığı gibi fiyat artış yüzdesinin birbirinden çıkartılarak bulunacak katsayının, birim fiyatla çarpılması sonucu bulunacak miktar değil, imalatın yapıldığı yılın katsayısının sözleşme yılı katsayısına oranlanması (bölünmesi) ile bulunacak oranın uygulanması suretiyle hesaplanmalıdır. Ek sözleşmenin 8. maddesine giren işlerde ise, hesaplamanın işin imalatının yapıldığı yıl katsayısının yeni fiyat yılı katsayısına bölünmek suretiyle yapılacak hesaplamayla saptanmalıdır. Bilirkişilerin bu yönteme aykırı olarak yaptıkları hesaplar esas alınarak, hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır. İdarenin kesilen miktarların, geç iade edilmiş olmasından ötürü ek sözleşmenin 8. maddesine dayanılarak katsayı uygulaması yapılma ve fiyat farkı hesap edilemez. Yukarıda açıklandığı üzere, katsayı uygulanması ve fiyat farkı hesabı, ancak, yapılan işlere ödenecek bedelin saptanması için uygulanacak bir yöntemdir.
Ek sözleşmenin 3/d maddesini de olaya uygulamak olanaksızdır. Zira bu madde işin devamı sırasında herhangi bir iş kalemi için yapılan kesin metraj sonucu artma veya eksilme olduğu takdirde uygulanabilecek bir maddedir. Davacının itirazı da 3/d maddesiyle ilgili olmayıp, ek sözleşmenin 6. ve 8. maddeleriyle ilgilidir.
9- Sözleşme ve ek sözleşmede aksine hüküm bulunmadığından malzeme fiyat farkı hakkında 8/505 sayılı kararnamenin 2/6 maddesinde belirtilen yönlere göre hesaplama yapılması gerekirken, ek sözleşmenin 3/d ve 8. maddelerinin yanlış yorumlanması suretiyle fiyat farkı hesap edilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
10- Yukarıda açıklanan nedenlerle, mahkemece yeniden oluşturulacak uzman bilirkişi heyetinden gerekçeli ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak hüküm kurulması gerekir.
11-Temerrüt faizine hükmedilebilmesi için alacağın muaccel olması yetmez, ayrıca davalının davacı yanca direngen duruma düşürülmesi de gerekir. Bu husus araştırılmadan, 9.6.1988 tasfiye tarihinden itibaren temerrüt faizine hükmedilmesi de kabul şekli bakımından usul ve yasaya aykırıdır.
Sonuç: Temyiz olunan kararın 2, 3, 4, 5, 6, 7, 9, 10 ve 11 numaralı bentlerde yazılı nedenlerle davalı İdare, 8 numaralı bentte yazılı nedenlerle taraflar yararına BOZULMASINA, 1. bentte açıklanan nedenlerle davacının ve davalının diğer temyiz itirazlarının reddine, duruşmada kendisini vekille temsil ettiren taraflar yararına avukatlık ücret tarifesine göre takdir ve tayin edilen 100.000er lira duruşma vekillik ücretinin karşılıklı olarak alınıp diğer tarafa verilmesine, ödedikleri temyiz peşin harçlarının istekleri halinde temyiz eden taraflara geri verilmesine, 18.11.1994 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy