(1086 S. K. m. 525, 529, 533)
Dava: Davacı ..... İnşaat, Makina ve Enerji Taahhüt ve Tic. A.Ş ile davalı ..... Genel Müdürlüğü arasında çıkan anlaşmazlığın çözülmesi için seçilen Hakem kurulu tarafından verılen 29.04.1994 tarihli karar, taraflar vekillerince temyiz edilmiş, davacı vekili duruşma istemiş ve dosya Ankara Asliye Birinci Ticaret Mahkemesi`nce 31.05.1994 tarih, 1993/1533 sayılı yazı ile gönderilmiş olmakla; dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra, işin gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Yanlar arasındaki 31.07.1979 günlü eser sözleşmesinin 40. maddesinde yer alan tahkim şartına dayanan davacı yüklenici, 12.02.1991 tarihli ihbarıyla aralarında çıkan uyuşmazlığın tahkim, yoluyla halli için kendi seçtiği hakemine karşı tarafa bildirmiş, o taraftan da hakemini seçmesini istemiştir. İş sahibi davalının uyuşmazlığın tahkim yoluyla çözümüne karşı çıkması üzerine açılan dava ve karşı dava sonucunda bu yola başvurulmasının yerinde olduğu kabul edilmiş ve davalının seçmesi gereken hakem mahkemece seçilmiş, bir araya gelen iki hakemin üçüncü hakemi seçmesiyle teşekkül eden tahkim kurulu 11.11.1991 gününde ilk toplantısını yapmıştır. Süregelen uygulama ve kararlılık kazanan Yargıtay inançları gereğince tahkim süresinin başlangıcı bu tarihtir. Hakemlerin 08.07.1992 günlü 8. oturumda, tahkim süresinin bu tarih yerine daha sonraki bir tarihte başladığına dair kararı yasada öngörülen tahkim süresini dolaylı biçimde uzatmış olacağından geçerli değildir.
Öte yandan; ilk toplantıda yapılan tensibin 6 ve 10. bendinde kanıtların toplanması için yanlarca verilecek sürelerle, başvurulduğunda bilirkişide geçecek sürenin tahkim süresine eklenmesine dair kararın daha sonra yanlarca benimsenmiş olmasıyla tahkim süresinin uzatılması da olanaksızdır. Zira, hakem heyetince kararlaştırılan ve yanlarca kabul edilen bu süreler belli süre sayılmaz. Muayyen olmayan süreyle yasal sürenin uzatılmasına gidilerek bu süresinin belirsiz hale getirilmesi yasaya ve tahkimin amacına aykırıdır.
Yasada öngörülen altı aylık sürenin bitim tarihi ilk oturuma göre 11.05.1992`dir. Bu tarihten önce yanlarca ya da mahkemece belli olan bir süreyle bu müddet uzatılmadığı hallerde kararın anılan süre içinde verilmesi "mecburidir" (HUMK. md. 529). Aksi halde yapılan cümle işlemler batıldır.
Kaldı ki, hakemlerce kabul edildiği şekliyle dahi kararın en geç 23.01.1993 tarihinde verilmiş olması gerekir. Oysa, 12.07.1993 günlü 16. oturumda -zaten bitmiş olan- sürenin yanlarca uzatılmış olmasına ve bunun sonuçlarına bağlı kalınarak karar ancak 29.04.1994 tarihinde verilmiştir. Tahkim istisnai bir yoldur. İşlevleri arasında öncelikli olanı, çekişmenin kısa sürede halledilmesidir. Bunun içindir ki altı ay olarak öngörülen yasal süreye uyulmamasının sonuçlarının ne olacağı ve bu sürenin ne şekilde uzatılabileceği yasada hiç bir duraksamaya yer bırakmayacak şekilde ve açık-seçik gösterilmiştir. Her haliyle süresi içinde karar verilemediği gerçektir. Hakemlerin yetkisi süreyle sınırlı olmakla, uyuşmazlığın artık mahkemece çözülmesi gerekeceğinden ve süre taşıldığında işlemler batıl sayıldığından, yanların daha sonra -zaten sona ermiş- süreyi uzatması ve bu sebeple batıl olan işlemlere geçerlilik tanınması düşünülemez.
Davacı; 12.02.1991 tarihinde tahkim yoluyla çekişmeyi yargı önüne getirmiş, ilk toplantı 11.11.1991'de yapılmak suretiyle tahkim kurulu en geç bu tarihte işe el koymuş iken, karar ancak 29.04.1994 tarihinde verilmiş olmakla tahkimin amacından uzaklaşılmıştır. Anılan süre kamu düzenine ilişkin olmakla kararın süresi içinde verilip verilmediğinin doğrudan gözönünde bulundurulması zorunludur. Kararın bu süre içinde verilmediği açıklanan nedenlerle kabul edildiğine göre sair hususlar incelenmeksizin kararın bu yönüyle ve HUMK.nun 533. maddesinin 1. bendi uyarınca bozulması gerekir.
Sonuç: Açıklanan hususlardan ötürü temyiz edilen kararın HUMK.nun 533. maddesinin 1. bendi uyarınca BOZULMASINA, 19.01.1995 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy