(818 S. K. m. 355, 360) (1086 S. K. m. 283)
Dava: Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün duruşmalı olarak temyizen tetkiki davacı karşı davalı vekili tarafından istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen günde davacı karşı davalı vekili Av. A. B. ile davalı Karşı Davacı vekili Av. M. A. A. geldi. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan taraflar vekilleri dinlendikten sonra vaktin darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması başka güne bırakılmıştı. Bu kerre dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı yüklenici yaptığı iş bedelinden kalan alacağını, davalı kooperatif ise; noksan ve ayıplı iş bedellerini ayrı ayrı dava etmiş, davalar birleştirilerek yapılan yargılama sonucu, davacı yüklenicinin isteminin reddine, davalı iş sahibi tarafından açılan davanın kabulüne dair verilen karar, davacı yüklenici tarafından temyiz edilmiştir.
1- Taraflar arasındaki uyuşmazlık eser sözleşmesinden kaynaklanmıştır. Sözleşme ve ek sözleşmede 48 dairenin yapılmasından söz edilmesine rağmen, davacı 52 daire yaptığını ileri sürmüş, davalı kooperatif ise cevabında yapılan dairenin 50 adet olduğunu belirtmiş, teslim tutanağında ise, 52 daireyi teslim aldığını kabul etmiştir.
Bilirkişilerce başlangıçta 48 dairenin yapımının kararlaştırıldığı tadilat projesi sonucu daire sayısının elliye çıkarıldığı 2 dairenin ise; kömürlüklerden kazanıldığı saptanmıştır. O halde davacı yüklenici 50 dairenin kaba inşaatı için götürü bedelden, 52 daireninde ek sözleşme uyarınca ve koşullarına uygun olarak kaba inşaat dışında geri kalan işin yapılması saptanacak bedele hak kazanmıştır.
Ek sözleşmenin 3. maddesinin (a) bendinde, toplu konut kredisinin 1990 yılı Mart ayında gelmesi halinde işin tamamının o yıl Ekim sonuna kadar bitirileceği, (b) bendinde de gecikmesi halinde sürenin müteakip yıla sarkacağı kabul edilmiştir. Dosyaya giren 01.07.1993 günlü banka cevabı yazısının ekindeki listeden, ödemelerin 1990-1991-1992 yıllarında yapıldığı görülmekte ise de; bu yazı ve listeden ödemelerin, işin yapılış oranına göremi, kredi peyder pey geldiğinden mi, yoksa, kredi temininde karşılaşılan güçlük ve gecikmelerden mi, bu şekilde yapıldığı anlaşılamamaktadır. Ancak, davalı kooperatif dahi cevabında, 1991 yılında ödemelerin ek sözleşmeye uygun yapıldığını bildirmiş, işin 1991 yılında sürdüğünü kabul etmiş, 1992 yılında ise, iş yapılmadığını iddia etmiştir. Buna rağmen, mahkemece hükme esas alınan raporda işin 17 günlük sarkma ile 1991 yılında bitirilmesi gerektiğinden hareketle hesap yapılmıştır. Kredi bakımından tarafların isticvap edilip, gerekirse bu konu bankadan da sorularak, ya da banka kayıtları bilirkişilere incelettirilerek işin 1992 yılına sarkmasında kredi akışından doğan bir neden olup olmadığının saptanması gerekir. Bu husus gözden uzak tutularak davanın kabulü ile de çelişkili görünen raporun hükme esas alınması doğru değildir (HUMK 283. md.).
Öte yandan kooperatifin muafiyeti söz konusu olmaksızın, götürü bedele KDV'nin de dahil olduğu açıktır. Zaten bu kısım için KDV çekişme konusu yapılmış değildir. Ancak, sözleşmenin 10. maddesinde sadece yasanın tanıdığı muafiyet nedeniyle kooperatiften KDV istenmeyeceği belirtilmiş, teslim anında bu muafiyetin kaldırılmış olması halinde, KDV.nin istenebileceği kararlaştırılmış olduğuna göre, yasal muafiyet dışında kalan KDV.nin kararlaştırılan ücret içerisinde olmadığı ve bunun ayrıca yükleniciye ödeneceğinin kabul edilmesi zorunludur.
Bu durumda 16.09.1993 günlü raporda bu kuraldan hareket edilerek KDV hesabı yapılmış ise de; imalat ve ihzarat birlikte alınarak bu matrah üzerinden KDV tahakkuku doğru görülmemiştir. Yüklenici kooperatife yaptığı işten ötürü değil, bu iş için aldığı malzeme dolayısıyla ödemek zorunda kaldığı KDV.den ötürü istemde bulunabilir. Bu nedenle hakedişin tamamına değil hakedişe giren malzemenin KDV.sinin, yüklenicinin alacağının hesabında gözönünde bulundurulması gerekir.
2- Birleşen davada işsahibi kooperatif eksik işler yanında, ayıplı iş bedellerini de istemiştir. 02.05.1992 günlü ve usulüne uygun olarak kooperatiften iki yetkilinin imzası ile kooperatif mührünü taşıyan teslim tutanağında yüklenici ibra edildiği açıktır.
Bu ibra kooperatifi bağladığından birleştirilen davanın reddi gerekir. Ancak ibradan sonra ve zamanla ortaya çıkan gizli ayıplar varsa elbette bunlar ibra kapsamına girmediğinden ayrıca dava edilebilir.
Sözleşme ve eklerinin yorumu hakime ait iken bu husus bir yana bırakılıp teknik işlerden kurulu heyetten alınan rapora, doğrudan bağlı kalınarak hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olmuştur.
Mahkemece yapılacak iş; yukarıda 1. bentte açıklanan araştırma yapılıp belgeler toplandıktan sonra, yorumda kendilerine yardımcı olmak üzere içlerinden biri hukukçu diğer ikisi özellikle bilirkişilik konusunda deneyimli teknik kişilerden kurulu heyetten ki, gerekirse istinabe yolundan yararlanılarak rapor istihsali, raporun dosyadaki kanıtlarla birlikte değerlendirilmesi ve sonuca göre hükme varmaktan ibaret olmalıdır.
Sonuç: Yukarıda 1. ve 2. bentte açıklanan nedenlerle kararın davacı yüklenici yararına BOZULMASINA, duruşmada kendisini vekille temsil ettiren davacı yararına 250.000 TL duruşma vekillik ücretinin davalı kooperatiften alınarak davacıya verilmesine, istek halinde ödediği temyiz peşin harcının temyiz edene iadesine, 16.03.1995 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy