(6762 S. K. m. 20) (YHGK. 17.01.1990 T. 1989/13-392 E. 1990/1 K.)
Dava: Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün, temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin davalı ile kundura ökçesi kalıbı yapımı konusunda anlaştıklarını, işin bedeli olan 14.000.000 liranın 10.000.000 TL.nın ödendiğini, çekilen ihtara karşın davalının malları teslim etmediğini ve temerrüde düştüğünü, aynı malların dava tarihi itibariyle değerinin 15.000.000 lira olduğunu, bu nedenle, ödedikleri 10.000.000 TL. ile 5.000.000 lira zararları, ki toplam olarak 15.000.000 lira alacağın davalıdan tahsilini istemiş,
Davalı vekili, işi süresinde bitirdiğini ve malların teslim alınmasını karşı tarafa şifahen bildirdiklerini, ancak kalıpların teslim alınmadığını buna rağmen davacının ihtar çekerek malların teslimini istediğini çekilen bu ihtara cevap verdiklerini belirterek davanın reddi gerekeceğini savunmuş,
Mahkemece, işin sözleşmede belirtilen tarihte tesliminin yapılmadığını, belirgin olduğu vurgulanarak, ancak sipariş bedelinin geri kalan 4.000.000 lirasının ödenmediğinden bahisle, davanın reddine karar verilmiş, bu karar davacı yanca temyiz edilmiştir.
1- Taraflar arasındaki uyuşmazlık eser sözleşmesinden kaynaklanmıştır. Eserin bedeli, bitim tarihi ve bedelden 10.000.000 TL.sının ödendiği konuları ihtilafsızdır. Somut olayda sorun hangi yanın temerrüde düştüğü konusunda toplanmaktadır. Bu konuda da tarafların tacir olup olmadığı hususu önem kazanmaktadır.
Öyleyse mahkemece tarafların tacir olup olmadıkları incelenerek, tacir ise, 20/3 maddesi gereği, temerrüt ihtarının, noterden veya iadeli taahhütlü mektup yahut telgrafla yapılması lazımdır. Davalının, davacının ihtarından önce, eserin teslimine hazır olduğu konusunda tanıklarla yaptığı ihtarın geçersiz olduğu göz önünde tutularak davacının temerrüde düşmediği kanısıyla davanın kabul yönünde çözümlenmesi, tarafların tacir olmadıkları anlaşıldığında, teslim için davalının tanıklarla yaptığı bu ihtarın geçerli olduğu nazara alınarak, bu halde bilirkişi aracılığıyla eserde inceleme yaptırılarak, eserin uygun halde bulunduğu saptandığında, davacının temerrüde düştüğü kabul edilerek davanın reddine, eserin kabule icbar edilemeyecek derecede kusurlu olduğu anlaşılırsa, davanın ödenen bedel yönünden kabulü gerekeceği sonucuna varılmalıdır. Bu husus gözden uzak tutularak, eksik inceleme sonucu verilen karar usul ve yasaya aykırı olup bozulmalıdır.
2- Davacı ödediği 10.000.000 lira bedeli geri istemekle, sözleşmeyi feshettiğini, bildirmiş ve fesih sonucu uğradığı menfi zararını istemiştir. HGK.nun 17.01.1990 tarih ve 13/392-1 karar sayılı kararı da göz önünde tutularak, sözleşmenin ifa edileceğine güvenerek kaçırdığı daha elverişli fırsatlardan dolayı uğradığı menfi zararını talep edebilir. Bu durumda mahkemece, davalının temerrüde düştüğü kabul edildiğinde, anlaşmanın kurulduğu tarihte davalı yüklenici ile bu sözleşme yapılmasaydı, başkasıyla hangi bedel üzerinden sözleşme yapılabileceği saptanıp saptanan bu bedel ile, davacının dava tarihinde bu işi 15.000.000 TL.na yaptırabileceği şeklindeki kabulü de göz önünde tutularak, bu iki bedel arasındaki fark talep edilen miktarı da geçmemek üzere hüküm altına alınmalıdır. Bu husus nazara alınmadan karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: 1 ve 2. bendde yazılı nedenlerle kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine, 12.12.1994 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy