(818 S. K. m. 105)
Dava: Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki taraflar vekillerince istenmiş ve temyiz dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı vekili; müvekkilinin davalıdan 29.4.1987 tarihli sözleşmeden dolayı (1.105.454.827) lira alacaklı bulunduğunu bu paranın 11.10.1988 tarihinden beri hala tamamının ödenmediğini ileri sürerek oluşan (5.000.000.000) lira munzam zararlarına karşılık şimdilik (100.000.000) liranın davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevabında, davacı alacağının maddi imkansızlıklar sebebiyle ödenmediğini müvekkilinin ademi tediyede bir kusurunun bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece toplanan delillere, alınan bilirkişiler kurulu raporuna dayanılarak, altına ve dövize endeksleme yoluyla davacı zararının (879.229.063) lira olduğu belirlendiğinden (100.000.000) liranın davalıdan tahsiline, fazla hakların saklı tutulmasına karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacı vekilinin bütün, davalı vekilinin ise aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2-Davada, davacının davalı Belediye'ye yaptığı hizmet karşılığında tahakkuk eden (1.105.454.827) lira alacağının zamanında ödenmemesinden dolayı uğranılan munzam zararın tahsili talep olunmuştur.
Olayda, davalının temerrüde düşmesine rağmen borcunu zamanında ödemediği, başka alacaklılara ödeme yapıldığı, mevcut paralarını repo işlemlerinde kullanmak suretiyle işlettiği, ademi ödemede kusurlu bulunduğu saptanmıştır.
Davacının ise bu alacağın geç ödenmesi yüzünden vergi ve SSK. borçlarını zanlı ödediği, birtakım taşınmazlarını sattığı bankalardan kredi kullandığı anlaşılmıştır.
Şu haliyle davacının munzam zararının oluştuğu ve davalının ise geç ödemede kusurlu bulunduğu aşikar olmakla munzam zararın tahsili gerektiğinde bir tereddüt yoktur.
İhtilaf munzam zararın neleri kapsadığında ve miktarının tespitinde yoğunlaşmaktadır.
Mahkemece, davacının bu davada (100.000.000) lira talep ettiği, ispatlanan gerçek zararın bu miktarın üzerinde bulunduğu, fazla talebin açılacak başka bir davada inceleneceği görüşüyle dava kabul edilmiştir. Oysa davacı asıl alacağı olan (1.105.454.827) lirayı icra takibi sonunda faizleriyle birlikte (2.654.692.690) lira olarak tahsil etmiştir. Munzam zarar geçmiş günler faizini aşan zarar olup davacıya temerrüt faizi olarak ödenen miktarın davacının talep ettiği miktardan düşülmesi gerekir. Bu nedenle mahkemenin zararın talebi aştığı ve kalan kısmın açılacak davada belirleneceğine ilişkin karar gerekçesinde isabet bulunmamakta ve davacının tüm zararının bu davada belirlenerek, kendisine yapılan faiz ödemelerinin tenziliyle davanın sonuca bağlanması gerekmektedir. Dava dilekçesinde, paranın zamanında alınmaması sebebiyle borçların ödenemediği, icra takiplerine maruz kalındığı, birtakım taşınmazlar ile şirketin malzemelerinin satıldığı, bankalardan yüksek faizle borçlar alındığı, zamanında ödeme yapılsaydı, altın ve dövize para yatırılıp kazanç elde edileceği, vergi ve SSK. primlerinin cezalı ödendiği ileri sürülmüştür.
Hemen belirtmek gerekir ki munzam zararın hesaplanış biçiminde talebin nazara alınması ve zarara uğradığını ileri süren şahıs ya da şirketin kuruluş amacı ve ticari faaliyetlerinin gözden uzak tutulmaması gerekir. Bu nedenle inşaat amacıyla kurulmuş bulunan davacı şirketin munzam zararının hesabı yapılırken de bu şirketin döviz ve bankacılıkla uğraşan bir şirket gibi kabul edilerek zarar hesabının altın ve dövize endekslenmesi doğru değildir.
Munzam zarar; davalı (borçlunun) temerrüde düştüğü tarihten, paranın tamamen ödendiği tarihe kadar geçen sürede uğranılan zararları kapsar. Bu zararın kapsamı hesaplanırken de ödenmeyen asıl alacak miktarı baz alınır. Yani bu geç ödeme nedeniyle bankadan yüksek faizle alınan kredilere ödenen miktarlar, vergi ve SSK. primlerinin geç ödenmesinden kaynaklanan gecikme cezaları, taşınmazların düşük bedelle elden çıkartılması vs. gibi gerçek zararların hesabında alacak miktarının üzerine çıkan işlemlerin dikkate alınması mümkün olmayıp zarar hesabında tavan, (1.105.454.827) Tl. kabul edilmelidir. Daha net bir ifadeyle (bir misal olarak) bu miktarı aşan banka kredilerine ödemelerin alacak aslı ile sınırlı olarak zarara dahil edilmesi gerekmektedir.
Bu kısa açıklamalardan sonra; mahkemece yapılacak iş, geç ödemede davalının kusurlu bulunması ve davacının da zarara uğradığı temel prensibinden hareketle, bilirkişilerden alınacak ek bir raporla; davacı şirketin ana sözleşmesinin celbedilmesi kuruluş gaye ve ticari faaliyetinin saptanması, temerrüt ile ödeme tarihleri arasında davacının bu yüzden bankalara normalin üzerinde faiz ödemesi yapıp yapmadığı, taşınmazlarını düşük bedelle satıp satmadığı, vergi ve SSK. gibi ödemelerindeki gecikme nedeniyle cezalı ödemelerinin olup olmadığı, bu dönemde başka ticari faaliyetleri bulunup bulunmadığı varsa diğer faaliyetlerinin oluşan zararına
etkisi vesair hususlara göre zararının bulunması ve bu miktardan asıl alacak için davacıya ödenen gecikme faizlerinin tenzil edilerek kalan miktarın davalıdan tahsiline karar verilmesinden ibarettir.
Belirtilen hususlarda inceleme yapılmadan, bu davada zararın oluştuğundan bahisle ve eksik incelemeyle davanın sonuçlandırılması doğru görülmemiş, hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda 2. bentte açıklanan sebeplerle hükmün temyiz eden davalı Belediye yararına BOZULMASINA, 1. bent gereğince davacının tüm davalının sair temyiz itirazlarının reddine, fazla alınan temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine, ödediği temyiz peşin harcının da istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, 27.3.1996 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy