(2004 S. K. m. 67) (818 S. K. m. 355, 359, 362)
Dava: Hükmün duruşmalı olarak temyizen tetkiki davalılar vekili tarafından istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen günde davacı vekili avukat İ. M. A. ile davalı vekili avukat H. E. geldiler. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan taraflar avukatları dinlendikten sonra vaktin darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması başka güne bırakılmıştı. Bu kere dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği konuşulup düşünüldü.
Karar: Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan eksik ve ayıplı işler bedelinin tahsili için yapılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
Eser (istisna) sözleşmelerinde yüklenicinin ana borcu, eseri eksiksiz ve ayıpsız tamamlayıp teslim etmek; iş sahibinin ana borcu da, bedeli ödemektir. Dolayısıyla, eseri eksiksiz ve ayıpsız ikmal edip teslim ettiğini yüklenici; bedeli ödediğini de iş sahibi kanıtlamak zorundadır.
Yüklenici, eserin eksiksiz ve ayıpsız tamamlandığını keşif suretiyle kanıtlayabilir. Teslim borcunu da, teslim bir hukuki fıil olduğundan, -tanık dahil- her türlü delille kanıtlaması mümkündür.
İş sahibi ise, bedeli ödediğini, ancak belge veya karşı tarafın kabulü ile ispat etmelidir.
Eser, teslim edilmişse, teslim tarihindeki mahalli serbest piyasa rayicine göre saptanacak eksik işler bedeli, teslim tarihinden itibaren işleyecek beş yıllık zamanaşımı süresince -ihtirazi kayda gerek olmaksızın talep edilebilir.
Öte yandan, iş sahibi, eserin teslimini takip eden makul süre içerisinde o şeyi muayene ve ayıpları varsa, bunları yükleniciye bildirmek (ihbar) zorundadır (B.K. madde 359). İhbar yükümlülüğünü makul sürede yerine getiren iş sahibi, ayıplı işler bedelini de, yine teslim tarihindeki mahalli serbest piyasa rayicine göre ve beş yıllık zamanaşımı süresince isteyebilir. Aksi halde, yani makul süre geçirilmişse, eseri ayıplı haliyle zımnen kabul etmiş sayılır (B.K. madde 362/II).
Somut olayda, teslim tarihi, taraf delilleri sorularak saptanmadığı gibi, az yukarıda açıklanan kurala uygun biçimde bir araştırmada yapılmamış ve de itiraza uğrayan bilirkişi raporu esas alınarak hüküm kurulmuştur.
Ayrıca, 1i.10.1993 günlü sözleşme, davacı ile davalılardan şirket arasında akdedilmiştir. Dolayısıyla sözleşmeyi yüklenici şirketi temsilen imzalayan diğer davalı Erdinç hakkındaki davayı husumetten reddetmek gerekirken, temsilciyi de ilzam eder şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır.
Öte yandan, icra takibinde, asıl alacak yanında işlemiş faiz ve ayrıca toplam miktar üzerinden de faiz talep edilmiştir. Sözleşme ilişkisinden doğan bir alacağa temerrüt faizi yürütülebilmesi için o alacağın sadece muaccel (istenebilir) hale gelmesi yeterli olmayıp, ayrıca alacaklının ihtarıyla borçlunun temerrüde de düşürülmesi gerekir (B.K. madde 101/I). Somut olayda, icrada istenen eksik ve ayıplı işler bedelinin ödenmesi gereken tarihi taraflar müttefıkar tayin etmediği gibi, takip tarihinden önce alacaklının gönderdiği -miktarı belli- bir ihtarnamenin varlığı da iddia ve kanıtlanmış değildir. Bu durumda hem işlemiş faize ve hem de B.K. madde 104/son maddesine aykırı biçimde işlemiş faize faiz yürütülmesi sonucunu doğurur şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. Keza, icra inkar tazminatına hükmolunabilmesi için İ.İ.K.'nun 67/II. maddesi uyarınca borçlunun itirazında haksız olması, başka bir anlatımla alacağın muayyen (likit) olması gerekir. Oysa, davacı alacağının tespiti yargılamayı ve bilirkişi incelemesini gerektirdiğinden, icra inkar tazminat isteminin de reddi yerine kabulü isabetli olmamıştır.
Sonuç: Temyiz olunan hükmün, yukarıda açıklanan nedenlerle, temyiz eden davalılar yararına BOZULMASINA, 20 milyon lira vekillik ücretinin davacıdan alınarak, kendilerini Yargıtay duruşmasında vekille temsil ettiren davalılara verilmesine, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davalılara geri verilmesine, 22.2.2001 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy