(1086 S. K. m. 532) (4686 S. K. m. 14)
Dava: Yukarıda tarih ve numarası yazılı hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiş davacı vekili tarafından duruşma istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen günde davacı vekili avukat Gökhan Özbilgin ve Neslihan Özfidan ile davalı vekili avukat Nurgül Uraloğlu geldiler. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan taraflar avukatları dinlendikten sonra vaktin darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması başka güne bırakılmıştı. Bu kerre dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Dava, 9.4.2002 tarihli Hakem Kurulu Kararının iptali istemiyle açılmış, mahkemece davanın kabulüne Hakem Kurulu Kararının iptaline karar verilmiş, karar davalı tarafça temyiz edilmiştir.
Taraflar arasında imzalanan ve 23.12.1993 tarihli onayla yürürlüğe giren sözleşmenin Anlaşmazlıklar başlıklı 45. maddesinde, çıkabilecek anlaşmazlıkların üç üyeden oluşacak Hakemler Kurulunda çözümleneceği, anlaşmazlıkların çözümünde sözleşme hükümlerinin ve Türk Kanuni Mevzuatının esas alınacağı kararlaştırılmıştır. Sözleşme tarihindeki mevcut yasal düzenlemelerin uygulanacağı kabul edilerek bu madde sözleşmeye konulmuştur. Sözleşme tarihinde tahkim konusunda HUMK. nun sekizinci babındaki hükümler uygulanmaktadır. 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu 5.7.2001 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Hakemler Kurulu 26.10.2001 tarihli ilk toplantısında, sözleşmede yabancılık unsuru bulunduğundan 4686 sayılı kanunun 4. bölümünde düzenlenen yargılama usulünün uygulanmasına karar vermiştir. Bu toplantı tutanağının tebliği üzerine davalı şirket vekili verdiği cevap dilekçesinde, sözleşmenin yapıldığı tarihteki Türk Kanuni Mevzuatının uygulanması gerektiğini, yeni kanunun 4. bölümünün uygulanmasına ilişkin karara itiraz ettiklerini belirtmiştir. Sözleşmedeki tahkim maddesi o tarihteki mevzuatın uygulanacağı kabul edilerek konulmuştur. Hakemler Kurulunca sözleşme tarihindeki mevzuatın dikkate alınması zorunludur. Hakemler Kurulunca verilen kararın tebliğinin ve Yargıtay incelemesinin HUMK. un sekizinci babında yer alan hükümlere göre yapılması gereklidir. 4686 sayılı kanun sözleşme tarihinde yürürlükte olmadığından, Hakemler Kurulunca bu kanunun 4. bölümünün uygulanması doğru olmamıştır. Ayrıca Kanunun 5. bölümünün uygulanacağına ilişkin Hakemler Kurulunun bir kararı da yoktur. Milletlerarası Tahkim Kanunu ancak yürürlük tarihinden sonra yapılan sözleşmeler yönünden şartları varsa uygulanır. Bu durumda mahkemece açılan iptal davasının sözleşme tarihinde 4686 sayılı kanunun yürürlükte olmaması nedeniyle reddi yerine, esastan incelenip sonuçlandırılması doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle kararın BOZULMASINA, Hakemler Kurulu Kararının HUMK. nun 532. maddesi uyarınca mahkemece taraflara tebliğine, temyiz edildiği takdirde inceleme içen Dairemize gönderilmesine, 250 milyon lira duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine, 25.02.2003 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Yanlar arasındaki sözleşme, 5 Temmuz 2001 gün ve 24453 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu'ndan önce imzalandığı için kural olarak bu sözleşmeden kaynaklanan davada anılan kanunun uygulanması mümkün olmayıp, Dairenin çoğunluğunca benimsenen görüş yerindedir.
Ne var ki, kanunun 1. maddesinin 2. bendinde; bu kanunun tatbikinin hakem veya hakem kurulunca seçildiği uyuşmazlıklar hakkında uygulanacağı belirtilmiştir. Hakemler, kanunun bu maddesine dayanarak yargılamada 4686 sayılı kanunun uygulanacağını kabul etmişlerdir. 26.10.2001 gününde yapılan 1. nolu toplantıda tutulan tutanağın 2. ve 3. sayfasında kanunun 4. bölümünün uygulanması, amir hükümler dışında HUMK. nun ilgili hükümlerine uyulacağı açıklanmıştır. Kanunun 4. bölümünde yer alan 14. maddesinde karara karşı iptal davası açılabileceği hükmüne yer verilmiştir. İptal davasına ilişkin düzenleme 5. bölümde yer almakta ise de, 14. maddede de yazıldığından ve esasen iptal davası açılması yasanın amir hükmü olduğundan hakemlerin verdiği karara karşı iptal davası yoluyla kanun yoluna gidilebileceğinin kabulü zorunludur.
Bu durumda; mahkemeye açılan iptal davasına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi gereklidir. Belirtilen nedenlerle aksine oluşan; bu olayda iptal davası açılamayacağı, hakemlerce verilen karara karşı ancak temyiz yoluna gidilebileceği şeklindeki karara katılmıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy