(2004 S. K. m. 277, 282, 283) (1086 S. K. m. 388, 389)
Dava: Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün duruşmalı olarak temyizen tetkiki davalılar Yücel Türkay, Mehmet Özbakır, Selim Özbakır ve Özbakır İnş. Tur. Tic. Ltd. Şti. tarafından istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen günde davacı Denizbank A.Ş.vekili avukat Gökçe Ö., Tas. Mev. Sig. Fonu vekili avukat Betil Keskin, Alternatifbank A.Ş. vekili Abidin Şahin ile davalılar Özbakır İnş. Ltd. Şti. ve Yücel Türkay vekili avukat İsmail Özersin ve Akman Dış Tic. A.Ş. vekili avukat Erdoğ Özgüner geldiler. Davacı T.Emlak Bankası A.Ş. vekili gelmedi. Temyiz dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan taraflar avukatları dinlendikten sonra vaktin darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması başka güne bırakılmıştı. Bu kere dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Taraflar arasındaki uyuşmazlık düzenlemesi İİK. nun 277 ve devamı maddelerinde yapılan tasarrufun iptali isteminden kaynaklanmıştır. Yasanın 277. maddesi hükmünce bu tür davaları elinde geçici yahut kati aciz vesikası bulunan alacaklı açabilir. İİK. nun 282. maddesi hükmünce de dava, borçlu ve borçlu ile hukuki muamelede bulunan veya borçlu tarafından kendilerine ödeme yapılan kimseler ile bunların mirasçıları veya kötü niyet sahibi iseler üçüncü şahıslar aleyhine açılır. Tasarrufun iptali davalarında borçlu ve borçlu ile hukuki muamelede bulunan kimseler arasında dava arkadaşlığı varsa da dava her alacaklı tarafından kendi alacağına hasren yapılan takip sonucuna göre açılacağından alacaklılar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğundan söz edilemez. Çünkü İİK.283. maddesi hükmünce, iptal davası sabit olursa her alacaklı dava konusunu teşkil eden mal üzerinde kaydın tashihine gerek olmadan alacağını cebri icra yolu ile alma yetkisini kazanır. Bu bakımdan iptal davalarında kurulacak hüküm de ayrı bir önem kazanır. Esasen hükmün, HUMK. nun 388 ve 389. maddelerine uygun yazılması yasa gereğidir. Şayet, verilen karar ile iki tarafa tahmil ve bahşedilen vazife ve hakların neler olduğu açıkça yazılmamışsa hüküm infaz sırasında tarafların yeni bazı uyuşmazlığa düşmesine neden olur. Olayımızdaki mahkemece kurulan hüküm fıkralarındaki "davalı borçlunun tasarrufunun iptaline" şeklinde hüküm kurulmuş ve ancak bu tasarrufun hangi taraflar arasındaki tasarruf olduğu, tarihinin ve tasarruf konusunun ne olduğu hüküm yerine yazılmamıştır. Bu şekilde HUMK. nun 388 ve 389. maddeleri hilafına kurulan hüküm infazda tereddüt yaratacağından öncelikle karar bu nedenle bozulmalıdır.
Diğer yandan, az yukarıda değinildiği üzere orta yerde davaların birleştirilmesini gerektiren yasal bir neden yokken, ayrı ayrı alacaklıların ayrı ayrı nedenlere dayanılarak yaptıkları takip varken yargılamanın sağlıklı yapılmasına ve yargılamada karmaşaya yer verir şekilde davaların birleştirilmesi suretiyle hükme varılması da HUMK. nun 48. maddesinde gösterilen ayrı bir bozma nedenidir.
Sonuç: Yukarıda izah edilen sebeplerle hükmün BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, 275 milyon TL. duruşma vekillik ücretinin davacılardan alınıp temyiz eden davalılara verilmesine, ödedikleri temyiz peşin harcının istekleri halinde temyiz eden davalılara geri verilmesine, 06.03.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy