(818 S. K. m. 61, 355)
Dava: Yukarıda tarih ve numarası yazılı hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiş davacı-k.davalı vekili tarafından duruşma istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen günde davacı Sayımlar San. Şti. vekili Turhan Tutumlu ile davalılar Atlıhan Kapani vs. vekili avukat Nurperi İnanç geldiler. Temyiz dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan taraflar avukatları dinlendikten sonra vaktin darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması başka güne bırakılmıştı. Bu kerre dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: 1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, tarafların diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiş reddi gerekmiştir.
2- Yanlar arasındaki ilişki istisna sözleşmesinin bir türü olan arsa payı devri karşılığı inşaat yapım sözleşmesi ile kurulmuştur. Bu tür sözleşmeler aynı akitten doğan ve biri öbürünün karşılığı bulunan borçları kapsar. Sözleşme uyarınca yüklenici inşaat yapacak, buna karşılık, arsa sahipleri de sözleşmesinde gösterilen seviyeler geldiğinde hakedilen arsa paylarını devredecektir. Sözleşme konusu iş niteliğin icabı yıllara yayılmıştır. Başka bir deyişle sözleşme ilişkisi tarafları uzunca bir süre bağlayacaktır. Tarafların bu uzun sürede birbirlerine güven duymaları sözleşmenin ifa ile sonuçlandırılması için zorunluktur.
Bu açıklamalardan sonra, somut olaya dönüldüğünde; dosyadaki 1.12.1998 günlü bilirkişi raporunda yüklenicinin işi objektif seyrinde yürütmediği, yürütseydi en az %85 oranına gelmesi gereken inşaatların ortalama %10 seviyesinde kaldığı anlaşılmaktadır. Yüklenicinin bu saptama nedeniyle işin ifa ile sonuçlanmamasındaki kusuru açıktır. Diğer yandan, dosya kapsamından davalı ve karşı davacı arsa sahiplerinin inşaat işinden sağlayacakları bağımsız bölümleri satabilmek için şantiyede ilan yaparak tacir olan yüklenici şirket ile rekabete giriştiği, nitekim, bu olguyu gerekçe gösteren yüklenici şirketin de 17.7.1997 tarihinde fesih ihbarında bulunduğu anlaşılmaktadır.
Eseri belli bir seviyeye getiren yüklenicinin kalan inşaatı halk arasında yap-sat olarak nitelendirilen yöntemle bitirebildiği gerçek iken, arsa sahiplerinin tutum ve davranışlarıyla yükleniciyi zararlandırmaları da arsa sahiplerinin işin ifa ile bitirilmemesindeki kusurlu davranışıdır. Taraflar daha işin başlangıç aşamasında yukardan beri sayılan davranışlarıyla birbirlerine karşı olan güven duygusunun kaybedilmesine neden olduklarından artık sözleşmenin ifasını istemek ve beklemek iyiniyet kuralları ile bağdaşmaz.
Bu durumda, sözleşme ilişkisinin tasfiye edilerek sonuçlandırılması gerekir. Tasfiyeden amaç; şayet yüklenicinin arsa sahiplerinin malvarlığına geçirdiği bir değer varsa bunun iadesinin sağlanması, ( somut olayda yapılan inşaat bedeli ) buna karşılık arsa sahipleri de yükleniciye bir kısım tapu devretmişlerse bunların saptanarak arsa sahiplerine geri verilmesinin teminidir. Zira, iş tasfiyeyle sonuçlanacağından bunlar karşı tarafın malvarlığında kaldığı sürece sebepsiz zenginleşmeye neden olur. Bu uyuşmazlıkta tartışılması gereken diğer bir sorun da, yüklenicinin hakettiği iş bedelinin hangi tarihe göre belirleneceği sorunudur. Olayda, davacı 17.7.1997 tarihinde fesih iradesini davalı ve karşı davacılara bildirdiğine göre şayet mevcut inşaatlar arsa sahiplerinin işine yarayacaksa, bunların bedeli, fesih iradesinin ulaştığı tarihe, dava açmak için geçecek makul bir süre ilavesiyle bulunacak tarihe göre hesaplattırılmalıdır. Hüküm altına alınan inşaat bedeli davanın açıldığı tarih esas alınarak belirlendiğinden karar bu nedenle de bozulmalıdır.
Mahkemece yapılması gereken iş; yerinde yeniden keşif yapılarak inşaatların arsa sahiplerinin malvarlığında bir değer yaratıp yaratmadığını saptamak, şayet mevcut inşaatlar arsa sahiplerinin sebepsiz zenginleşmesine neden oluyorsa, bunların bedelini yukarda açıklanan yöntemle bulmak, arsa sahiplerinin yükleniciye geçirdiği tapu varsa bu tapu kayıtlarının da arsa sahiplerine iadesini sağlar biçimde hüküm kurmaktan ibarettir.
Mahkemece tüm bu yönler bir yana bırakılarak kendi içinde çelişki yaratır şekilde davaların kabulü doğru olmadığından hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Yukarıda 2. bendde açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın taraflar yararına BOZULMASINA, 1.bend uyarınca diğer temyiz itirazlarının reddine, 275.000.000 lira duruşma vekalet ücretinin duruşmada vekille temsil olunan taraflardan alınarak yekdiğerine verilmesine, ödedikleri temyiz peşin harcının istekleri halinde temyiz eden taraflara geri verilmesine, 6.11.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy