(1086 S. K. m. 275) (818 S. K. m. 5, 355, 100)
Dava: Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, davalının talebi üzerine, müvekkili tarafından imal edilen tekstil ürünlerinin, uluslararası satış türü olan FOB satışı şeklinde ihracatının gerçekleştirilerek ithalatçı davalıya teslim edildiğini ve 05.05.1998 tarihli ve 28387 no'lu fatura düzenlenerek ( 26.805 ) Alman Markı tutarındaki ihraç bedeli ile ayrıca ( 2000 ) Alman Markı koleksiyon bedelinin istenebilir olmasına ve istenmesine karşın davalı tarafından ( 16.9836 ) DM. tutarındaki kısmının ödendiğini ileri sürerek; ödenmeyen ( 11.822 ) DM alacağının davalıdan tahsilini istemiştir.
Davalı vekili, davacı tarafından imali yüklenilen ve ihracatı FOB şeklindeki satış yoluyla gerçekleştirilen tekstil ürünlerinin, teslimi gereken 24.4.1998 tarihinden sonra ve 08.05.1998 tarihinde teslim edilmesi sonucu davalının maddi zarara uğradığını ve müvekkilinin gerçekleşen maddi zararının giderilmesi amacıyla satış bedelinin yanlarca görüşülüp yeniden ( 16.983 ) Alman Markı olarak belirlendiğini ve davacının Tekstil bank İzmir Şubesine gönderdiği mesajında ( 26.805 ) DM yerine ( 16.983 ) DM ödenmesi karşılığında malların alıcıya teslim edilmesini bildirdiğini ve bu bedelin davacıya ödenerek malın teslim alındığını ve davalının davacıya ödemesi gereken borcu bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece dava kısmen kabul edilerek, ( 9822 ) Alman Markı alacağın davalıdan alınarak davacıya verilmesine ilişkin verilen hüküm davalı vekilince temyiz edilmiştir.
Yanlar arasında yazılı sözleşme yapılmamıştır. Ancak, ( 1944 ) adet tekstil ürününün Türkiye'de davacı tarafından imal edilerek ( 26.805 ) Alman Markı bedeli karşılığında FOB satışı şeklinde gerçekleştirilecek ihracat yoluyla davalıya teslim edilmesi ve davalı tarafından da kararlaştırılan bu miktardaki bedelin davacıya ödenmesi hususlarında; yanlar arasında "sözlü sözleşme" yapılmış olduğu çekişmesizdir. Yanlar arasındaki bu hukuksal temel ilişki niteliğince Borçlar Yasasının 355. maddesinde tanımlanan bir "eser" sözleşmesidir.
Davalı tarafın nitelendirmesinin aksine dava dosyası kapsamındaki belgelere göre eser bedelinin, "belgeli akreditif" ile ihracatçı davacıya ödeneceğinin yanlarca kararlaştırıldığı anlaşılamamaktadır. Akreditifle ( L/C-Commercial Letter Of Credit ) ödeme, dış ticarette en çok uygulanan ödeme aracıdır. Akreditif, talimat veren ( amir ) hesabına belirli belgelerin teslimi karşısında belirli bir miktarın üçüncü kişiye ödenmesi veya emrine hazır tutulması için bankaya verilen talimattır. Bankasına başvuran ithalatçı, akreditifin karşılığını kendi bankasına yatırır veya akreditif tutarı için kendisine kredi açılmasını sağlar. Bunun üzerine ithalatçının bankası, kredi mektubunu hazırlar ve bunu muhabir bankaya yollar. Yabancı ve yerli muhabir banka, amir ( ithalatçı ) bankanın yardımcısı durumundadır ( B.K.md.100 ).
Belgeli akreditiflerde kural olarak üç kişi vardır: Alıcı ( ithalatçı ), akreditif açan banka ve bu akreditiften yararlanan satıcı ( ihracatçı ). Az yukarda da değinildiği üzere, alıcı ( amir ), bankasına, satıcı ( ihracatçı ) lehine belli tutarda ve belli tarihe kadar geçerli bir kredi açmasını ve satıcının akreditif mektubunda gösterilen belgeleri ibraz etmesi karşılığı akreditifin tutarını ona ödemesini ister. Somut olayda ise dava dosyası kapsamındaki belgeler "belgeli akreditifle" ilgili değildir. İhracatçı bankası olan Tekstil Bankası İzmir Şubesi tarafından belgeler, muhabir banka olan Hollanda da ki Rabo Bankasına gönderildikten sonra, aynı Bankaya, "...müşterimizin bize vermiş olduğu talimata göre ilk sunumdaki ( 26.805 ) DEM yerine ( 16.983 ) DEM ödeme karşılığında belgeleri muhataba teslim etmekle yetkilisiniz. Diğer şartlar değişmeden kalacaktır. Lütfen teyit edilmiş Swift mesajı ile ödeme hakkında bizi bilgilendirin..." içerikli Swift mesajı gönderilmiş, belgeler ithalatçıya teslim edildikten sonra ( 16.983 ) DEM tutarındaki bedel ihracatçı yükleniciye ödenmiştir. Kapsamı özetle belirtilen ve yüklenici ihracatçı davacının irade bildirimini içeren bu mesajın kapsamının doğruluğu, yanların da kabulündedir. Davacı taraf, mesajdaki "...Diğer şartlar değişmeden kalacaktır..." koşuluna göre, ihracat bedelinin fazlasından vazgeçilmediğinin; ancak, kısmen ve ( 16.983 ) DEM tutarındaki alacak kısmının ödenmesi halinde malların alıcıya teslim edilebileceğinin mesajdan anlaşılması gerektiğini iler sürmekte ise de; davalı alıcı da mesajın, imal ve ihraç olunan tekstil ürünlerinin kendisine geç teslim edilmesi ve bu sebeple de maddi zararının gerçekleşmesi sonucu eser bedelinin ( 16,983 ) DEM olduğu hususunda iradelerinin birleştiğini ifade ettiğini bildirmektedir. O halde, yanlar arasındaki uyuşmazlık, eser-ihracat bedelinin ( 16.983 ) DEM tutarında olup olmadığına ilişkin bulunmaktadır.
Malların davalıya 24.4.1998 tarihinde teslim edilmesi gerektiğinin yanlarca kararlaştırıldığı, davalı tarafından yasal delillerle kanıtlanmamış olmasına karşın geç teslim edilmiş olduğu olgusu da, davacının davalıya gönderdiği 19.6.1998, davalının da davacıya ilettiği 15.5.1998 günlü faks yazıları kapsamlarından anlaşılmaktadır. Teslimdeki gecikmenin haklı nedenlerden kaynaklandığı, davacı tarafça yasal delillerle kanıtlanmamıştır. Oysa, davalı ürünlerin geç teslimi sebebiyle müşteri kaybettiğini ve hem de müşterilerine reklamasyon ödediğini ve bu kapsamda malları olumsuz koşullarda satmak durumunda olduğunu ileri sürerek olumlu zararının tazminini 15.5.1998 günlü yazısı ile davacıdan istemiştir. Davacı da, yukarda belirtilen mesajdaki irade bildiriminden sonra gerekli belgeler kapsamında olan 5.5.1998 gün ve 28387 nolu kapalı faturasında düzeltmeler yaparak ( 16.983 ) DEM tutarlı olarak davalıya teslim etmiş bulunmaktadır. Dava dosyası kapsamındaki belgelerden ve özellikle fatura kapsamından, bedelin davacıya, davalı tarafından belge karşılığı ödeme biçimine göre ödeneceğinin yanlarca kararlaştırılmış olduğu sonucuna varılmaktadır. Uluslararası ödeme biçimlerinden olan "belge karşılığı ödeme" nin ( Cash Against Documents ) yanlarca kabul edilmesi halinde, ihracatçı, üretilen eseri yahut satılan malı yollar ve sevkiyatı belgelendiren ve çoğunlukla mülkiyeti de temsil eden belgeyi de bankasına verir ve bu belgelerin ithalatçıya, ancak bedelin ödenmesi ya da öngörülen "kabul" açıklamasının karşılığında teslimi talimatını verin. Somut olayda da, ihracatçı davacı bankası olan Tekstil Bankası İzmir Şubesi Müdürlüğünce, ilgili tüm belgelerin muhabir banka durumundaki Rabo Bankasına gönderildiği ve bu Banka tarafından da belgeler ithalatçıya sunularak bedelin tahsil edildiği anlaşılmaktadır. İhracatçı davacı ile bankası arasındaki hukuksal ilişki, Borçlar Yasasının 386 ve izleyen maddeleri hükümleri uyarınca "vekalet" ilişkisidir. Davacı da, bankasına yukarda içeriği açıklanan mesajdaki talimatı vermiş ve banka da Borçlar Kanununun 389. maddesi hükmüne ve verilen talimata uygun olarak hareket etmiştir. Bu nedenle de, vekil bankanın tasarrufu davacıyı bağlayıcıdır. Ayrıca, yanlar arasında yazılı sözleşme yapılmamasına ve sözlü sözleşmede mesajda yer alan "...diğer şartlar değişmeden kalacaktır.." koşulunun, yapılan ödemenin kısmi ödeme sayılacağını ifade edeceğinin kararlaştırıldığını, yahut davalının bu yönde kabulünün bulunduğunu davacı kanıtlayamamıştır. Tüm bu hususlar gözetilerek, yukarda kapsamı açıklanan swift mesajındaki davacının irade beyanı ve davalının bu irade açıklamasını nitelendirmesi, Borçlar Yasasının 18. maddesi gereğince ve "amaca göre yorum" kuralı uyarınca yorumlandığında; iş bedelinin, davacı yüklenicinin malı teslimde temerrüdü sonucu iş sahibi ithalatçı davalının gerçekleşen maddi zararının tazmini amacıyla ve ( 16.983 ) DEM olarak yeniden yanlarca belirlenmiş olduğu ve iradelerinin bu miktardaki iş bedelinin kabulünde birleştiği sonucuna varılmaktadır. Kaldı ki, davacı yüklenici Borçlar Yasasının 21 ve izleyen maddeleri hükümlerinde düzenlenen iradeyi sakatlayıcı hallerin gerçekleştiğini de yasal delillerle kanıtlayamamıştır. Tüm bu hususlar gözetilmeden ve hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile çözümlenmesi gereken konuda HUMK.nun 275. maddesi hükmüne aykırı olarak alınan yetersiz bilirkişi raporu hükme dayanak alınarak mahkemece, davanın reddi yerine kabulüne karar verilmesi doğru olmamış ve hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan sebeplerle temiz itirazlarının kabulüne ve hükmün davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine, 16.2.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy