(818 S. K. m. 101, 104)
Dava: Yukarıda tarih ve numarası yazılı hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiş, davalı-k.davacı vekili duruşma istemiş olmakla duruşma için tayin edilen günde davacı vekili avukat E. ile davalı vekili avukat N. geldiler. Davacı-k.davalı vekilinin temyiz dilekçesi süresi dışında, davalı-k.davacının temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan taraflar avukatları dinlendikten sonra vaktin darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması başka güne bırakılmıştı. Bu kerre dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: 1-Hükmü katılma yoluyla temyiz eden davacı ve karşı davalı yüklenici temyiz dilekçesini harçlandırmadığı gibi bu dilekçe mahkeme esas defterine de kaydedilmediğinden ve bu şekilde katılma yoluyla temyiz için belirlenen süre geçirildiğinden yüklenicinin temyiz isteminin reddine,
2-Davalı ve karşı davacı iş sahibi kooperatifin temyiz itirazlarına gelince;
a-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalı ve karşı davacının diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiş reddi gerekmiştir.
b-Yanlar arasındaki sözleşmenin "ödeme şartları" başlıklı 8. maddesinde yer verilen "... tanzim edilen hakediş tutarları 10 gün içinde müteahhide ödenecektir ... iş sahibi tahakkuk eden hakedişleri zamanında ödeyemediği takdirde ödenmeyen miktarlar için aylık %5 faiz ödemekle yükümlüdür." şeklindeki hüküm, hakediş alacağının muaccel ( istenebilir ) olduğu zamanı ve borçlu yöntemince temerrüde düşürülmüşse bundan sonrası için alacaklının sözleşmede kararlaştırılan akdi faizi talep edebileceğini gösterir. Yoksa, bu hükümle borçlu kendiliğinden direngen hale gelmiş sayılmaz. Zira, Borçlar Kanununun 101. maddesi uyarınca muaccel bir borcun borçlusu ancak alacaklının ihtarıyla mütemerrid olur. O halde mahkemece, davacının dava tarihinden önce davalıya gönderdiği ihtarı olup olmadığı sorulup saptanarak varsa faiz alacağını bu ihtarname doğrultusunda, aksi durumda dava tarihinden geçerli hüküm kurulması gerekirken sözleşmedeki hakedişlerin istenebilme zamanı temerrüd tarihi kabul edilerek hesaplama yapan bilirkişi raporuyla bağlı kalınması doğru değildir. Öte yandan, faiz alacağından ibaret hüküm altına alınan alacağa Borçlar Kanununun 104/son maddesi hilafına ayrıca faiz yürütülmesi, yine ıslah edilen miktar için ıslahın yapıldığı tarih yerine dava tarihinden geçerli faiz uygulanması da yanlış olup kararın bu nedenlerle bozulması gerekir.
Sonuç: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davacı ve karşı davalı yüklenicinin temyiz isteminin süre yönünden reddine, ikinci bent ( a ) fıkrası gereğince davalı ve karşı davacının sair temyiz itirazlarının reddine, ikinci bent ( b ) fıkrasında açıklanan nedenlerle hükmün davalı ve karşı davacı kooperatif yararına BOZULMASINA, 275 milyon TL. duruşma vekillik ücretinin davacıdan alınarak davalı ve karşı davacı kooperatife verilmesine, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davalı-k.davacıya geri verilmesine, 3.6.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy